20 Temmuz 2013 Cumartesi

Barış Bıçakçı - Herkes Herkesle Dostmuş Gibi



Evet, sevgili Barış Bıçakçı'nın imzasını taşıyan bu kitabı büyük umutlarla alıp, yazarın şair kimliğini öğrendiğimde "Haaayyıırrr! Bu bir şaka olmalı! Şairden yazar mı olurmuş?" gibi bir ön yargıya kapıldığım bu kitabın ilk sayfalarında gerçekten hiçbir şey anlayamamıştım. Hatta "Herkes kendi işini yapsın. Şairler şiir yazsın, yazarlar kitap.." gibilerinden yorumlarda bile bulundum, bulunmadım değil hani... Ama çok geçmeden ön yargılarımı bir bir atarak yazarın/şairin aslında ne demeye çalıştığını anlamaya başladım. Ve bu kitap sayesinde yaşadığımız şu hayatı uzaktan izleyebildim.

Peki ne anlatıyor bu kitap? Hemen söyleyeyim: şu an ne yapıyorsak işte tam olarak onu anlatıyor. :) 
Benim şu anda bu yazıyı yazıyor oluşumu ve sizlerin daha sonra bunu okuyor oluşunuzu anlatıyor/anlatacak.

Çizgi çektiklerim:

- Dostoyevski vahşi batıda yaşasaydı, çok şey bildiği için onu hemen temizlerlerdi.
- Yere çakılana kadar kanatlarımın olduğuna inanacağım.
- Tıpkı atomlar gibi sözcüklerin de içi boş. Bu yüzden hafifler ve hızlı hareket ediyorlar. Çabucak yayılıyorlar.
- Hayat ne tuhaf! Bazı çatlakların içine insan davranışları sızıyor ve orada birikiyor. Sonra da kötü kokular yükseliyor hayatın çatlak yerlerinden, zayıf yerlerinden.
- Demek o bile güzelliğin peşindeydi doğup batarken güneş, aynı gökyüzünü kat ederken sanki yarın bugünden iyi olacakmış gibi.
- Hayat hızla boşaltıyordu içini, ruhunun bedeninde gizlediği her yeri.
- Tavandan sarkan büyük saatlerden birine baktı: Güzel görünüyordu. Yuvarlak, sade, zamanı bütün bir şey olarak, mesela bozuk para gibi gösteren, avucumuzda. Avucumuzda tutarız onu ve sonra da avucumuzu yalarız.
- Keşke hayat basit bir toplama işlemi olsaydı, artılar, eksiler. Bunun gibi bir şey.
- Köylüler doğar yaşar ve ölür, şehirliler ise doğuyorlar, yaşıyorlar ve ölümden korkuyorlar.


Kitabın en etkileyici sahnesi: 3 kadın yürürken arkadan biri bağırmaya başlar;

"Ne kadar kolay boyun eğdiniz kocalarınıza kadınlar! Ne kadar kolay oldu bu! Şimdi ruhunuz bir kazayla sakatlanmış, tökezleyivermiş genç kız ayaklarınız, ne kadar kolay oldu kadınlar! Ne kadar kolay oldu önde kocalarınız ve çocuklarınız, onların girdiği ola girmek, gittikleri yöne gitmek. Kim hatırlar sizi, kim dönüp bakar arkasına?"

Kadınları takip etmeye devam eder;

"Siz de mutsuzsunuz, çocuklarınız da. Kucağınızda tutarken çocuklarınızı, kucağınızda tutuyordunuz bütün belirsiz umutlarınızı. Daha büyük bir mutfak? Yeni bir çamaşır makinesi? Çocuğunuz için iyi bir meslek? Bir kaç torun? Yoksa bir yazlık mı? Herkes ister bunları; ister, isteyecek bir şey olmazsa mutsuz olan herkes."

Kadınlar sinemaya girer; 

"Sinemaya giriyorsunuz. Sonra başkalarına anlatacaksınız: Aynı kadını seven iki erkek var, kadın önce biriyle, sonra ötekiyle birlikte oluyor, ama adamlar yine de dost kalıyor, filmin sonunda kadın arabayı bilerek köprüden aşağı sürüyor, ikinci birlikte olduğu adamla ikisi ölüyor. Anlatacaksınız, bir kere bile filmlerdeki gibi sevilmeden."

Kadınlar bilet alır;

"Kocalarınız! Kocalarınızı ne çok kızdırdınız! İstekleri yerine getirilmeyince, aradıklarını bulamayınca, bu bir tırnak makası, başka bir kadın ya da ölümsüzlük olabilir, kızıyorlardı size. Bütün suç sizindi. Ölümlü hatta ölüydünüz çünkü siz."

Kadınlar film saatine kadar dolaşmak için caddeye çıkar;

"Önceleri bulaşık yıkarken, köfte yoğururken, balık ayıklarken çıkarıyordunuz yüzüklerinizi. Sonra vazgeçtiniz. Bir sürü pislik birikti orada, parmağınızla yüzüğünüz arasında. Buna ne diyeceksiniz? Sadece unutkanlık mı? Yoksa öç mü alıyorsunuz siz de kocalarınızdan?"


Ve kitaba son noktayı koyarken:

"Kimi zaman öyle geliyor ki, hayatım boyunca katı hale geçemedim ben, durmadan masaların, koltukların, sehpaların altına ve yetişkinlerin ayaklarının dibine çöken, bereket versin havadan ağır bir gaz olarak yaşadım bunca yılı. Yirmi altı yıl boyunca tek bir şeyi istedim, tek bir şeyin peşinden koştum, koş dedim ruhuma, koş alçak, koş pislik, o da koştu."

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder