29 Aralık 2013 Pazar

Stefan Zweig - Satranç

OKUYUN! OKUYUN! OKUYUN!
Bu kitabı kesinlikle OKUYUN!
Ve tavsiye edin, OKUTUN!

Hayatımda okuduğum en iyi kitaplardan biriydi. Bir solukta bitti! 
"Şimdi ne olacak? Sonunda kim kazanacak? Nasıl kazanacak?
Dr. B.'ye ne olacak?"
Diye diye kitabın sonuna geldim. 
Hiç bitmesin istedim. Ama merakım ağır geldi ve bir oturuşta bitirdim. 

Bu kitabın varlığından elbette haberim vardı. 
Ancak o kadar methedilmiş ve sürekli oku oku diye o kadar ısrar edilmişti ki, 
kitabı okuma hevesim kaçmıştı. 
Sonra bir gün Okan Bayülgen radyo programında bunu sesli okudu. 
Ve ben o programı da kaçırdım. 
Ki ben, Okan Bayülgen'e de sesine de hayran ben..
Dinleyemedim.
Nette kayıtları vardı ama yine dinlemedim. 
Sebep; aşırı popülerliğin iticiliği. 
Popüler olan şeyler bana daima itici gelmiştir.
Şimdilerde pek göremiyorum kitabı ortalıkta.
Fırsat bu fırsat diyerek dün gece okudum işte.

Bir kez bile satranç oynamamış ben, oyunun nasıl oynandığını bile bilmeyen ben..
 Dr. B. ile delirmek üzereyken kitap bitti.

~*~

"Bir kitapçıda kötü bir dedektif romanını, kapağını bile açmadan yerine koyarken yaptığımız doğal devinimle masamızdan uzaklaştı ve sigara salonundan çıktı."

"Bize hiçbir şey yapmadılar, bizi tümüyle hiçliğin içine yerleştirdiler, çünkü bilindiği gibi yeryüzünde hiçbir şey insan ruhuna hiçlik kadar baskı yapmaz."

~*~

Suzanne Collins - Ateşi Yakalamak / Kitap&Film

75. Geleneksel Açlık Oyunlarına Hoşgeldiniz!


Öncelikle, bilin diye söylüyorum; bu kitap yorumu değil ve kitap içeriğinden bahsetmeyeceğim. Azıcık gevezelik edeceğim, hepsi bu. ;)

Serinin ilk kitabında olduğu gibi bunu da filmi izledikten sonra okumuş bulunuyorum. 
Nedendir bilinmez, bu seri bana bu şekilde daha çok zevk verdi. 
Bu kez tren rayından çıkmış ve olaylar olaylar olaylar..
Film ve kitap arasında kıyaslama yapabilmek adına film eleştirisini de yapmamış, kitabın bitmesini beklemiştim. Aferin bana!

İlkinde kitabı daha çok sevmiştim. Filminde eksik bir şeyler vardı. 
Belki de başlangıç kitabı olduğu içindir. 
Malum konuyu kitapta daha ayrıntılı görebiliyoruz.
Ama serinin ikinci kitabında aynı fikirde değilim. 
Kesinlikle filmi kitaptan çok daha başarılıydı.
Çünkü, (evet bir çünkü var) kitap tamamen Katniss'ın kaleminden çıkıyor ama film başka gözlerden de görmemizi sağlıyor. 
En çok takıldığım nokta, Finnick karakteri.
Filmde onu daha çok sevmiştim. (O karizma, o gülüş.. :P) Daha ön planda gibiydi. 
Kitapta sönük kaldı sanki. 
(Ama hiçbiri Gale'in yerini alamaz. :') )
Neyse, ne diyordum ben?
Kitabı filmin yanında sönük kaldı. 


Katniss, Gale, Petaa, Finnick hepsini sevdim.
Ama benim en başından beri (ilk film ve ilk kitaptan beri) favori 3 adamım var.
Haymitch, Effie ve Cinna!




Bu üçlü vazgeçemediğim favorilerim.
Özellikle Haymitch karakteri..
Şu Effie'deki asalete bakın hele! :')
Neyse, öyle işte. 


Serinin 2. filmini bir yıl merakla bekledikten sonra şimdi otur serinin son filmini bekle. 
Olacak iş mi allasen!
Hem de en heyecanlı yerinde bitmişken..
Bakalım film çıkana kadar kitabı okumamak için sabredebilecek miyim? :/

Not: Resimler alıntıdır.

Nüvide Gültunca Tulgar - Kendi Kutup Yıldızını Bul


Bu kitap hakkında ne söylenilebilir.. bilemiyorum. 
Öncelikle bir derleme kitabı olduğunu bilmeniz gerekiyor. 
Biraz Polyannacılık ya da Mutluluk Oyunu içerdiğini söyleyebilirim.
Her hikaye/olay/yazıda elimizdekilerin değerini bilmemizi, istersek başaramayacağımız bir şeyin olmayacağını, kendimize güvenmemizi, ufak şeylerle bile mutlu olabileceğimizi vs anlatıyor. 
Sonra benim gibi insanlar okurken şöyle diyor: 
"Pardon, bakar mısınız? Burası hangi gezegendi acaba?"
Okurken çok sıkıldım.
Bu tarz derleme alıntılardan oluşan kitaplar kesinlikle bana göre değilmiş, bir kez daha anladım.
Siz seviyorsanız okuyabilirsiniz.

En sevdiğim alıntıyla da bu yazıyı sonlandırıyorum:

Adam fısıldadı: "Tanrım konuş benimle."
Ve bir kuş cıvıldadı ağaçta.
Ama adam duymadı.
Sonra adam bağırdı:
"Tanrım konuş benimle."
Ve gökyüzünde bir şimşek çaktı.
Ama adam dinlemedi onu.
Adam etrafına bakındı ve,
"Tanrım seni görmeme izin ver!" dedi.
Ve bir yıldız parladı gökyüzünde.
Ama adam farkına varmadı.
Ve yüksek sesle haykırdı:
"Tanrım bana bir mucize göster."
Ve bir bebek doğdu bir yerlerde.
Ama adam bunu bilemedi.
Sonra çaresizlik içinde sızlandı:
"Dokun bana Tanrım ve burada olduğunu anlamamı sağla, ne olur!
Bir kelebek kondu adamın omzuna.
Ve adam kelebeği, elinin tersiyle uzaklaştırdı.

16 Aralık 2013 Pazartesi

Düğün Dernek

- Benim tivitırda 27 takipçim var da.
+ Terbiyesizle sen kimi takip ediyosun Sivas lan bura
+ Taciz la bildiğin


İşler Güçler dizisini izleyip de bu filmi izlemeyen ya da izlemek istemeyen yoktur sanırım! 
Ahmet Kural ve Murat Cemcir ikilisi biraraya gelir de o film izlenmez mi allasen! 
Daha fragmanını izlerken bile kahkahayı basan ben, sinemada ne oldu dersiniz?
Tanığım, filmi beraber izlediğim arkadaşım.
Bir ara gülmekten nefessiz kaldığım doğrudur. 
Filmden sonra gülmekten yüzümdeki kasların ağrısını da bir süre çektiğim de doğrudur.
Kadro harikaydı.
Müzikler süperdi.
Hikaye yerindeydi.
Komedi pahabiçilemez! :D
Film hakkında içeriğe girmiyorum. 
İzleyin görün anacım. :D

Buyrun size fragman:



Buyrun bu da Entarisi Dım Dım Yar :D 



15 Aralık 2013 Pazar

Adam Fawer - Empati


Hemen baştan söyleyeyim: BU KİTABI SAKIN OKUMAYIN!

Benin böyle cümleler kurduğum pek görülmemiştir. Bu kitaba kadar. Bunun kadar sıkıcı, içi fos bir kitap görmedim. Tamam, bir kurgu kitabısın ama bu kadar fos da olunmaz ki! 
Kitap 630 sayfa! Ve gereğinden fazla uzatılmış bir kitap olduğu kesin. 2013 yılının başlarında kitabı okumaya başladım. Sıkıldım. Bıraktım. O ara göz rahatsızlığım sebebiyle kitap okuyamamıştım zaten. İyi denk gelmişti. Aradan tam 200 gün geçtikten sonra (vikitap sağ olsun gün sayısını veriyor) kitabı geçen hafta tekrar elime aldım ve bu kez azmettim bir haftada bitirdim. Kitapları yarım bırakmak beni huzursuz ediyor. :(
Empatlardan bahseden bu kitap, bana göre gereksiz uzunluktaydı. Çok basit gelen yerleri vardı. 
Empatların keşfi heyecanlıydı. Bir de son 90 sayfa ne olacak ne bitecek heyecanı oldu tabi. Valentinus karakterinin kim olduğunu tahmin ettim. 2 tahminimden birinin çıkmasıyla 'Biliyordum!' dedim ve kitap bitti. 

630 sayfalık bu fos kitabı hediye olmasaydı okumazdım. Zaman kaybıydı. 
Size de okumayın dedim ama yine de siz bilirsiniz.

Mustafa Kutlu - Hüzün ve Tesadüf


Bu okuduğum 3. Mustafa Kutlu kitabı oluyor sanırım. Geçenlerde sabah işe giderken biten kitabım yüzünden öğle arasında kitapsız kalınca alelacele almış ve 2 günde bitirmiştim. Kitap kısa hikayelerden oluşuyor. 
Hikayelerin hepsi güzel, güzel de..
Benim en çok, giriş kısmındaki Seyfettin'i Severdik hikayesini sevdiğim su götürmez bir gerçek..
Nasıl da içten ve samimi.. 
Hayali bile güzeldi.
Sevmemin sebebi şüphesiz ki, Kutlu'nun sizinle sohbet eder gibi, eski bir dostu anlatır gibi anlatmasıydı hikayeyi..

~*~

"Bu yazıyı apansız yazdım, çiçek açmış bir erik dalı gördüm, minibüste Neşet Ertaş'tan bir türkü dinledim. İşte yine bahar geldi, Öss sınavından çıkan çocuklar caddelere dağıldılar.
Kırlangıç yuva yaptı, arkadaşlar Yeni Şafak'ta yazmaya başladılar.
Yusuf'un o kalın, uzun, kara paltosu eskidi.
Eteklerinde sigara küllerinden desenler oluştu.
Zor da olsa Beşiktaş Kayseri deplasmanından galip dönüyor.
Simit kaç lira oldu acaba?
Hilmi Oflaz neden gözükmüyor ortalarda?
Şu sardunya susuz galiba...
Hukuk'ta okuyan şu delikanlı aşık..
Seyfettin olsa sorardık.."

#kitapkardesligiaralik

Başladığı günden beri merakla takip etmeme (ne okuyorlar, bu ay hangi kitap seçilmiş) rağmen gruba dahil olup birlikte kitap okumamıştım. O belli aralıkta kitabı okumak bana biraz dayatma mecburilik gibi geliyordu. Sanırım fazla önyargılı davranmışım. Şeytanın bacağını kırıp (!) Aralık ayında Kitap Kardeşliği ile birlikte daha önce okumuş olduğum kitapları yeniden okudum. 


Küçük Prens, şüphesiz herkesin çocukluğunda okuduğu bir kitaptır. Ancak kitabın çocuklara olduğu kadar büyüklere hitap ettiğine de kimse itiraz edemez sanırım. Her okuduğumda farklı bir anlam çıkaran bir ben miyim? 

~*~
Büyükler rakamlara bayılırlar. Diyelim, yeni arkadaşınızdan söz ettiniz; asla işin özünü merak etmezler. Örneğin, 'sen tonu nasıl? Hangi oyunları seviyor? Kelebek koleksiyonu var mı?' diye sormazlar asla. Onun yerine, 'kaç yaşında? Kaç kardeşi var? Kaç kilo? Babası kaç para kazanıyor?' derler. Onu ancak bu şekilde tanıyacaklarını sanırlar. Büyüklere; 'Kırmızı tuğlalı bir ev gördüm. Pencerelerinde kırmızı güvercinler vardı..' derseniz eğer, bu evi bir türlü gözlerinin önüne getiremezler. Onlara denilmesi gereken şudur: 'Milyonluk bir ev gördüm.' İşte o zaman, 'Ah, ne kadar güzel!' derler size. 
*
Biliyor musun... İnsan günbatımlarını çok kederliyken seviyor...
*
Herkesten verebileceği kadarını istemek gerek. Otorite her şeyden önce mantık ister. Gidip de halka, kendilerini denize atmalarını emrederseniz, devrim yaparlar.
*
 Kişinin kendi kendini yargılaması, başkalarını yargılamasından çok daha güçtür. Kendi kendini yargılamayı becerebiliyorsan, hakikaten bilge kişisin demektir.
*
Kendini beğenmiş kişiler, övgüden başka bir şeye kulak vermezler.
*
- Çölde insan yalnız hissediyor kendini.
+ İnsanların arasında da yalnızdır insan.
*
İnsanların hiçbir şey öğrenecek vakitleri yok artık. Her şeyi satıcılardan hazır alıyorlar. Ama dost satan bir satıcı olmadığından, insanların dostları da yok artık.
*
En iyi, yüreğiyle görebilir insan. Gözler asıl görülmesi gerekeni göremez.

~*~

Kürk Mantolu Madonna kitabı en son geçen yıl okumuş ve epey etkisinde kalmıştım. Hatta Raif Efendi'nin düşüncesizce tavrı yüzünden çok kızmış küplere binmiştim. Nasıl olur da sormadan araştırmadan o çok sevdiği kadın hakkında böyle peşin hüküm vermiş olabilirdi? Nerde kalmıştı o güven? Ahh Raif Efendi ahh.. 
Yılların o çok sevdiği kadını suçlayarak geçmişti. Değdi mi?

*
Nedense, hayatta bir müddet beraber yürüdüğümüz insanların başına bir felaket geldiğini, herhangi bir sıkıntıya düştüklerini görünce bu belaları kendi başımızdan savmış gibi ferahlık duyar ve o zavallılara, sanki bize de gelebilecek belaları kendi üstlerine çektikleri için, alaka ve merhamet göstermek isteriz.
*
Dibinde bir ejderhanın yaşadığı bilinen bir kuyuya inecek bir kahraman bulmak, muhakkak ki, dibinde ne olduğu hiç bilinmeyen bir kuyuya inmek cesaretini gösterecek bir insan bulmaktan daha kolaydır.
*
Niçin ilk defa gördüğümüz bir peynirin evsafı hakkında söz söylemekten kaçındığımız halde ilk rast geldiğimiz insan hakkında son kararımızı verip gönül rahatlığıyla öteye geçiveriyoruz?
*
Zaten muhitimden uzak duruşumun, vahşiliğimin bir sebebi de kitaplarda tanıştığım ve benimsediğim insanları muhitimde bulamayışım değil miydi?
*
Bir kitabı okurken geçen iki saatin ömrümün birçok senelerinden daha dolu, daha ehemmiyetli olduğunu fark edince insan hayatının ürkütücü hiçliğini düşünür ve yeis içinde kalırdım. 
*
İçimde boş kalan bir taraf bulunduğunu ve bu boşluğun bana adeta maddi bir eziklik verdiğini hissediyordum. Bir şey noksandı, fakat bu neydi? Evden çıktıktan sonra bir şey unuttuğunu fark ederek duraklayan, fakat unuttuğunun ne olduğunu bir türlü bulamayarak hafızasını ve ceplerini araştıran, nihayet, ümidini kesince, aklı geride, ileri gitmek istemeyen adımlarla yoluna devam eden bir insan gibi üzüntülüydüm.
*