7 Aralık 2015 Pazartesi

Ahmed Arif - Leylim Leylim

"Kayb, berbat ve sessizim... Sessiz ve dolu: Allah'tan ki sen varsın. Yoksa hâlim korkunçtu."


Ahmed Arif'in şiirlerini bizzat kitaptan okumuş değilim. İnternetten de tamamını okumadım. Daha çok paylaşımlarda kısa kısa cümlelerini falan görüp okumuşluğum vardır. Kendisine aşinalığım, twitter ve instagramda olduğu kadardır yani. Leylim Leylim kitabı da o kadar çok karşıma çıktı ki, artık okumam gerekiyor diye düşünerek aldım. Ve okudum, evet. 

Kitap Ahmed Arif'in Leyla Erbil'e 1954-1959 yılları arası ve 1977 de yazdığı son mektubundan oluşuyor. Maalesef Leyla Erbil'in yazdıkları kitapta yok, çünkü o mektupları bulamamışlar. Doğal olarak tek taraflı yazılan mektupları okumak eksiklik duygusu veriyor. 

Ahmed Arif çok hisli bir adammış, mektuplardan bu anlaşılıyor. Ama aynı zamanda da argo ve küfürü de seviyormuş onu anlamış oldum. Kitabı sevmekle nefret etmek arasında ince bir çizgide gidip gelip okuduğum süre boyunca. Ahmed Arif Leyla Erbil'e olan aşkı ve tutkusunu bazen o kadar abartmıştı ki, Allah'a şirk koştuğu cümleler kurmuştu mektuplarındaki bazı yerlerde ve bu bana göre çok rahatsız ediciydi.

Örnek vermek gerekirse:

"En güzeli, en kestirmesi seni olduğun gibi yaşamak oysa. Böyle benzersiz ve paha biçilemez bir dostluğa beni layık gördüğü için Tanrı'ya teşekkür etmek. Athe oluşumun önemi yok burda. Bir Tanrı yaratırız olur biter. Daha doğrusu şükranlarımı sana sunmalıyım. Benim etli, kemikli, kimi sonsuz yiğitlikte kimi de yetersizliğin o kahrolası acısında sürüp giden Tanrım. Hem Tanrı olmak mutlu, güzel, istenilir bir nen değil pek. Kıyamete kadar seyirci kalmak şeytanın bile dayanacağı şey değil." sf.58-59

Bunların dışında dediğim gibi kullandığı argo sözcükler hoş değildi. Bana o şekilde aşk mektubu yazılmış olsa, kaale almazdım muhtemelen. Çoğu kişiye göre "kendi gibi davranmış, neyse o" gibi düşünülse de beni rahatsız eden bir durumdu. 

İlk okumaya başladığımda Franz Kafka ve onun Milenası aklıma geldi. Bizim Ahmed'imizin Kafka'dan nesi eksik diye düşündüm. Ama kitap bittiğinde fikrimin değiştiğini farkettim. Kesinlikle Kafka'nın Milena'ya olan aşkı çok daha başkaydı. İkisi arasında bir seçim yapmam gerekse, kesinlikle Kafka derim. Onun mektuplarında verdiği his çok daha başkaydı.

Demem o ki, maalesef bu kitap için iyi ki okumuşum diyemiyorum. Ama çok fazla altını çizdiğim cümle olduğunu da inkar edemem. Onlardan bir kaçını paylaşmadan olmaz.

Alıntılar:

"Bütün bu bağlardan kurtulup başka yerlere kaçmak, çocukken rüyalarımı çalan sıcak iklimlere doğru uçmak istiyorum." sf.23

"Bazıları öyledir, okumazlar, ciddi düşünemezler. Gene de aydın olmaktan vazgeçemezler. Hatta aydın kişi oldukları için kendilerinde mutlu bir baht, gizli de olsa, bir müstesnalık bulurlar. Bu, bir toplum derdidir." sf.30

"Bir hamallar bir de bilginler dedikodu yapmaz." sf.30

"Sen tek başına, cihanın bütün haksız, canavarca düzenine karşı beni ayakta tutabiliyorsun." sf.59

"Zaten yaptığımız ne ki? Kimsenin karnında açlığı, ayağında yalınlığı ve sırtında çıplaklığı kalmasın diye ömrümüzden bir parça vermek. Hepsi bu." sf.73

"Şu anda yapyalnız bir dalganın üstünde boş bir konserve kutusundan farksızsam da, senden kopmanın imkansızlığını daha bir aşkla duyuyorum. Üzerime Toroslar yıkılmış sanki. Öyle duyuyorum işte. Öyle kesin ve kudretli." sf.106

"Kaderimiz bir tuhafsa, ömrümüzü dolu bir kadeh gibi sindire sindire içemediysek, günahı boynumuza değil. Bu kara günlerin de bir sonu var. Ne sonu, dibini bulduk be!" sf.118

"Acı mı, mutluluk mu, kader mi, inanılmaz bir ilk olgu mu, sevda, dostluk, ayrılık mı her neyse alnımda senin yazın var." sf.119

"Her kadında bir Kleopatra damarı vardır. Her erkekte de bir Sezar ahmaklığı." sf.120

"Ve sen geçersin içimden. Bitmek bilmezsin." sf.146

"Bu kadar mümkünsüzü, çaresizi, dünya dünya olalı böyle benzersiz ve tek olanı, görülmüş mü ki sevdanın?" sf.172



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder