4 Aralık 2015 Cuma

Haruki Murakami - Koşmasaydım Yazamazdım

"Yaşamım hakkında düşündüğümde, arada sırada kendimi sahile vuran bir ağaç parçasından farklı değilmişim gibi hissettiğim oluyor."


Haruki Murakami'nin adını ilk kez 1Q84 isimli kitap ile duydum. O zamana kadar kendisinden bir haberdim. Kitabı bana o zamanlar yeni yeni tanıştığım Zahide hediye etmişti. Ancak o sıralar kişisel nedenlerden ötürü kitaplarımı gideceğim yere götüremeyeceğim için elimden çıkarmıştım. (Şimdilerde bunun pişmanlığını yaşıyorum.) İşte ben Murakami ismini sadece bir kitabın üzerinde görmüştüm, hepsi o. 
Üstünden yaklaşık 4 yıl geçtikten sonra yazarı okumaya karar verdim ve en ucuz kitabı olan resimde gördüğünüz kitabı yani Koşmasaydım Yazamazdım kitabını takasla aldım. Maalesef şimdilerde kitap takasının da çok bir faydasını göremiyorum. 5 kitap verip üstüne para vererek 1 kitap ancak alabiliyorsunuz. 

Bu kitap aslında yazarı biraz anlamak için ideal. Çünkü nasıl yazmaya başladığı, onu yazmak için neyin motive ettiği, kitaplarını nasıl bir kafayla, nerede nasıl yazdığıyla ilgili yazarın güncesinden oluşuyor. Ve okurken şunu diyebiliyorsunuz: "Gerçekten koşmasaymış, yazamazmış!" :)

Murakami o kadar çok koşuyor ki.. bir süre sonra içinizde koşma isteği oluşuyor. Bir yazar olmasaymış, kesinlikle sporcu olup, atletizmde ülkesi adına derece yapabilirmiş. :)

Kitap hakkında çok fazla söylenecek söz yok. Ancak şunu söyleyebilirim ki, Murakami'nin diğer kitabını okumuş olan arkadaşlar bence bunu mutlaka okumalı. Özellikle bir kaç kitabın yazım aşamasının geçtiği kısımlar, kitaplarını sevenler için güzel olacaktır. Henüz kitaplarının tadına bakmamış benim için ise, güzel bir başlangıç oldu. Çünkü kitaplarını okurken, onun aslında nasıl bir ruh haliyle o kitabı yazdığını bileceğim. :)

Alıntılar:

"Şimdi düşünüyorum da, yirmili yaşlarımdaki on yıl boyunca benim dünya görüşüm hiç de azımsanmayacak ölçüde değişti ve insan olarak belli bir ölçüde geliştim. Sert duvarlara toslaya toslaya başımda yumrular oluştukça, hayatta kalabilmeyi sağlayan pratik püf noktalarını öğrendim işte." sf.24

"İnsanın yüreğinde gerçek bir boşluk var olmaz. İnsanın ruhu mutlak bir boşluğu kaldıracak ölçüde güçlü olmadığı gibi, tekdüze bir yapıya da sahip değildir." sf.25

"Koşarken aklıma gelen düşünceler gökyüzündeki bulutlara benzer. Farklı şekillerde, farklı büyüklüklerde bulutlar. Bunlar bir yerden çıkıp gelir, sonra uzaklaşıp bir yerlere gidiverir. Fakat gökyüzü aynı gökyüzüdür. Bulutlar anlık misafirler olmaktan öteye geçmez. Geçip giden, sonra da tamamen kaybolan şeylerdir. Geriye yalnızca gökyüzü kalır. Gökyüzü deyince, bir yandan vardır, ama bir yandan da yoktur. Gerçek bir kütle olduğu gibi, aynı zamanda gerçek bir kütlesi yoktur. Biz böylesi sınırlarını tartamadığımız bir kap içerisinde var olmayı kabul eder, buna boyun eğeriz." sf.25

"Kabul edelim ki hayat temelde adaletsizdir. Burası kesin. Fakat adaletsiz bir yerde olsanız bile, orada bir tür adaleti bulabilme olasılığının varlığına inanıyorum. Bu, zaman ve zahmet gerektirebilir. Belki de harcadığınız zaman ve zahmetin boşa gitmesi sonucuyla karşılaşabilirsiniz. Böylesi bir adalette, arayışa girmeye yetecek değer bulabilmek, elbette herkesin kendine kalmıştır." sf.48

"Sağlıklı bir özgüven ile sağlıksız bir kibri ayıran duvar çok incedir." sf.58

"Bazı süreçler, ne yapılırsa yapılsın, değişikliği kaldırmaz. Ben bu düşüncedeyim. Eğer bu süreçle birlikte var olmaktan başka çaremiz yoksa, bizim yapabileceğimiz şey, inatçı bir azimle kendimizi değiştirmek (belki de dönüştürmek). Bu, süreci kendi karakterimizin bir parçası haline getirmekten ibarettir." sf.70

"Yarının ne getireceğini, yarın olmadan kim bilebilir?" sf.103

"Kendimi, kıyma makinesinin içinden geçen dana eti gibi hissediyordum. İlerlemem gerek. İsteğim vardı, ama artık vücudumun hiçbir yeri beni dinlemiyor gibiydi. Arabanın el frenini çekmiş halde yokuş yukarı çıkmaya çalışıyor gibiydim. Vücudum sanki parçalara ayrılmış, her an dağılıp gidiverecekmiş gibi geliyordu. Benzin bitmiş, vidalar gevşemiş, çarklar birbirine geçmemeye başlamıştı." sf.108

"Dahası zaman, benden çok daha sadık bir şekilde, çok daha kesin bir şekilde görevini yerine getiriyor." sf.119

"Eski çantayı taşımaya devam ediyorum. Olasılıkla yeni düş kırıklıklarına doğru. Süsten uzak, suskun bir olgunluğa, daha dürüst olmam gerekirse belki çıkmaz sokağa doğru." sf.144

"Ben işte böylesine zavallı, tezatlara boğulmuş bir alacak verecek tablosu gibiyim." sf.146


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder