27 Kasım 2015 Cuma

Küçük Prens

Hepimiz artık şundan eminiz: Küçük Prens kitabını okumayanlar bile onun hakkında az çok fikir sahibi. Bu nedenle burada Küçük Prens hakkında bilgi vermeyeceğim. Ben başka şeyler yazacağım. 

Küçük Prens her ne kadar bir çocuk kitabı diye piyasaya sürülse de, aslında bir felsefe kitabıdır. Bunu okuyan büyüklerin anlaması çok zor olmasa gerek. Aslına bakılırsa; son bir kaç yıldır geliştirlen pazarlama teknikleri sayesinde Küçük Prens'in popülaritenin kurbanı olarak, (bence) tüm saflığını yitirdi. Şimdilerde instagram sağ olsun, önümüz arkamız sağımız solumuz Küçük Prens ile dolu. Tamamen bir marka oldu. Popüler olan şeylere karşı alerjim var benim, o yüzden Küçük Prens mevzusu üzüyor beni. 

Malumunuz, geçtiğimiz aylarda filmi vizyona girdi. Filminin yapılacağını aldığım ilk günü düşünüyorum da.. Küçük Prens severler olarak nasıl da heyecanlanmıştık. Filmi de sinemada izleme şansım oldu. (Bırakın da olsun. O kadar beklemişiz. :)) 

Ama şunu söyleyebilirim ki; tam bir hayalkırıklığıydı. Kitaba sadık kalıp, kitapta ne varsa o sunulmalıydı (bence) izleyiciye. Ama filmde bunun aksine farklı bir şey denenmişti.

Kitabın devamında Küçük Prens'e ve pilota ne olmuştu? 

Kitapta verilen felsefi mesaj, filmde izleyiciye sunulmuştu. Film küçük bir kızın hayallerden uzak büyüklerin amaçlarına uyarak, robot gibi yaşadığı hayatına, yan komşusu pilotla birlikte Küçük Prens hikayesinin girmesiyle başlıyor. Ve onun Küçük Prens'e ulaşma çabasıyla devam ediyor.

Spoilere girmek istemiyorum aslında ama girmek mecburiyetindeyim.


<SPOILER>
Küçük Prens gezegenine dönememiş ve içinde bulunduğu dünyanın kurbanı olmuştur. Kendi benliğini unutmuş, Küçük Prens olmaktan çıkmıştır. Kitaptaki diğer karakterler de kötü adamlara dönüşüyor. Mesela sürekli hesap yapan adam, kötü bir patrona dönüşüyor. Gökyüzündeki yıldızları bile toplatıyor. Kısacası, hepsi kapitalizmin kurbanı oluyor.
<SPOİLER>



Bence Küçük Prens'i bizim hayallerimizdeki gibi bırakmalılardı. Bu yönünü göstererek neyi amaçladılar bilmiyorum. Belki de dünyanın gidişatını gözümüze sokmaya çalıştılar. Açıkçası araştırma gereği duymadım. Ama bu film kesinlikle olmadı. Umarım sadece kitaba sadık kalınarak yenisi çekilir, biz de izleriz.

Tarık Tufan - Ve Sen Kuş Olur Gidersin

"Bir çırpıda anlatmaya çalıştım her şeyi. 
Durup düşünürsem anlatmaktan vazgeçerdim."



Tarık Tufan'ı daha önce hiç okumamıştım. Instagramda çokça görmüşlüğüm vardı. Geçtiğimiz Ramazan ayında Beyazıt'taki kitap fuarında görünce almıştım. Aslında kitabı okuyalı epey oluyor ama burada paylaşmadım. Bu aralar blogla ilgilenme isteği su yüzüne çıkınca ben de fırsat buldukça okuduğum kitapları ve izlediğim filmleri yazmayı düşünüyorum. Bakalım ne kadar istikrarlı olacağım. :)

Tarık Tufan'ın bu kitabı; depresyon hakkında. Daha doğrusu ağır depresyon hastası olan birinin kaleminden yazılmış. Sonlara doğru da onun hayatındaki kişilerin gözünden bu depresyondaki delikanlıyı okuyoruz. 

Kitap hakkında çok detaya giremeyeceğim. Depresif kitapları seviyorsanız önerebilirim. 

Alıntılar:

"Geçmişi anlatmakla ne umar insan? Her şeyin yaşanmış ve bitmiş olmasının verdiği rahatlıkla, tüm olup bitenlerden bir şeyler öğrenebildiğini göstermek çabası mıdır? Kendisiyle, olaylarla yüzleşebilmek cesaretini kaybetmediğini ispatlamak mıdır başkalarına karşı? Belki de içini boşaltmak.. Başka hiçbir sebep olmaksızın, içini dökmek, kulak veren herkese.." sf.11

"Zaten öylesine büyük bir gürültünün içine hapsolduk ki, anlatabilmeyi başardığımız bir kaç şey de gürültünün içinde kaybolup gidiyor." sf.21

"Alelacele koşarken birbirine bir şeyler söylemeye çalışan insanlar gibiyiz." sf.21

"Yavaş yavaş düşüyordum ve onlar etrafımda kendilerinden başka elimi tutabilecek kimsenin olmadığını gördüklerinde büyük bir galibiyetle elimi tutmaya çalışıyorlardı." sf.21

"Bazen düşünüyorum da, hayatım boyunca söylemeyip de vazgeçtiğim şeyleri söyleseydim ne değişirdi acaba? Hayatın akışında ne kadar farklılıklarla karşılaşırdım? Yoksa kader dediğimiz şey o anda yaptığımız anlık, küçük tercih midir?" sf. 58

"Son zamanlarda benim de masamda Kur'an duruyordu. Soranlara, 'kişisel gelişim kitabım' diyordum." sf.64

"Gerçek elinde uzun süre saklarsan eriyip gidecek bir ziynettir." sf.69

"İnsanın bazen akıldan geçmesi gerek. Akıl baştayken hakikatten uzaklaşmak da mümkün. aklı bir kenara bıraktığında hakikat elinden tutar insanın." sf.110

"Sevinmek ya da yerinmek için gaybı bilmek gerek. Tevekkül iyidir." sf.110

"Susuyor olmam, acı çekmediğim anlamına gelmez." sf.125

~
Ben Tarık Tufan'ın kalemini çok sevdim. 2016 okuma planlarımda diğer kitapları var. :) 

Açlık Oyunları: Alaycı Kuş

Ladies and gentlement..


Şüphesiz; Açlık Oyunları serisinin kitabını okuyanlar film serisinden pek de hoşnut değildir. İlk 2 film benim için umut vaat ediyordu. 3. filmin ilk bölümünden de çok bir şey beklemiyordum açıkçası. Çünkü kitapta da o kısımlarda olaydan çok psikolojik problemler, içsel mevzulardan bahsediliyordu. Ama kabul edelim; finalden beklentimiz büyüktü. Sebebi ise basit; devrim! 


Ve final filmi için işte ilk değerlendirmem: eh işte! 
Kitabı okurken hayal ettiklerim, filmdeki sahnelerden çok çok çoook daha iyiydi. Bir kere benim Kayniss Everdeen'im daha cesurdu, daha çok olayın içindeydi. Filmde ise sönük kalmıştı. 
Finnick ve Boggs da aynı şekilde. Sahneleri çok azdı bir kere. 

Filmin son sahnesinde (yıllar sonra kısmı) salondaki ergenler dalga geçerek güldüler. 
Bu şekilde; kitabı okuyanlarla, okumayanları ayırt etmek de mümkün oldu. 


Neyse; sonuç olarak aramızdan bir "Açlık Oyunları" geldi geçti gitti. :)
Kitabının önüne geçemeyen bir film olmasına karşılık, ilk filmi de hala favorim. 

Not: Resim ve gifler alıntıdır.

Elena Ferrante ve Napoli Romanları

Elena Ferrante ile tanışmam Zahide vasıtasıyla oldu. 
Yazarın "Benim Olağanüstü Akıllı Arkadaşım" isimli kitabını o kadar övdü ki, okumamak olmazdı. 

Yazarın ismi Elena Ferrante olarak geçse de, aslında bu gerçek ismi değil. Yazar kimliğini saklama ihtiyacı duymuş (Nedenini niçinini bilmiyorum.). Napoli Romanları adı altında yayınlanan 4 kitabı (Türkiye'de henüz serinin sadece ilk 2 kitabı yayınlandı), aslında 1700 sayfadan oluşan tek bir kitapmış. Ama 4 parçaya bölünmüş. İyi de olmuş, çünkü bu şekilde okuma kolaylığı sağlanmış. 


Napoli Romanlarını bir bütün olarak düşünerek; konu Napoli'de geçiyor. Kitap bir kenar mahallede yaşayan şahıslar üzerine kurulu ve olaylardan çok kişisel problemler anlatılıyor. 
Yazarın çocukluk arkadaşının ortadan kaybolmasıyla başlıyor ve geçmişe dönerek çocukluklarından itibaren yaşanılan olayları, içsel bir savaşla okuyucuya aktarılıyor. O küçük kenar mahallede yaşanan şiddet, yoksulluk, para hırsı, dostluklar, aşklar, düşmanlar, iyiler ve kötüler.. Sanki orası dünyada bir yer değil, çok kullanılan bir tabirle ifade etmek gerekirse Tanrı'nın unuttuğu bir yer gibi.

Yazarın okuyucuya kendi hayat hikayesini sunduğu bu kitabın, okuyucuyu çileden çıkartacak kısımları yok değil. Lena'nın aptallığı, Lila'nın çirkefliği kısımları mesela. 

Ben yayınlanan iki kitabı da okudum. Kitaplar öyle bir yerde bitiyor ki, ister istemez diğer kitabı bir önce okumak istiyorsunuz. 

İlk kitap olan "Benim Olağanüstü Akıllı Arkadaşım" çocukluktan lise dönemine kadar olan kısmı kapsıyor. İkinci kitap "Yeni Soyadının Hikayesi" liseden başlayıp üniversite, yani genç kızlık dönemini kapsıyor. Şimdi sırada "Gidenlerin ve Kalanların Hikayesi" ile "Kayıp Kızın Hikayesi" kitapları var. Tez zamanda yayınlanır umarım. :)

Bu arada, yazar ve romanları hakkında şöyle güzel bir yazı var, okumak isterseniz. :)

Not: Resim alıntıdır.

17 Kasım 2015 Salı

No Smoking!

Hayatta en nefret ettiğim şeylerden biri hiç şüphesiz SİGARA!
Ondan da fazla nefret ettiğim şey ise izmarit gibi kokan insanlar!


Mübarek sanki o sigarayı içmiyorlar, bildiğin yiyorlar. 
Geçtikleri her yerde kokularını bırakıyorlar. 
Dokundukları her yerde, rüzgarda bile buram buram izmarit kokusu oluyor. 
Ve ilginç bir şekilde kendileri bu kokudan rahatsız olmuyor. 


Böyle insanları çamaşır makinesine atıp, üzerlerine de çamaşır suyunu döküp yıkamak istiyorum.
Ama öyle ki, o bile yetmeyecekmiş gibi geliyor.

Peki ben nerden esti de bu yazıyı yazma gereği duydum?
Az önce, tam da yukarıda anlattığım gibi biri masama oturdu.
Kalemimi, klavyemi, mousemu kullandı ve kalkıp gitti.
Sizce ondan geriye bana ne kaldı?

Şimdi bu yazıyı, her şeyi dezenfekte ettikten sonra yazıyorum. Kalemime kadar her şeyi sildim.
Bu konuda ne kadar takıntılı olduğum da anlaşılmıştır sanırım.
Ne olur içmeyin şu sigarayı!!
İlle de içecekseniz de, içmeyenleri rahatsız etmeyin!!

5 Kasım 2015 Perşembe

Hayaller, Hayatlar

Yıl sonu yaklaşırken, ben yine okuduklarım ve izlediklerim başlığı altında listelerimi hazırlamaya başladım. Pek tabi onları yeni yılın başlarında yayınlayacağım. Bu aralar sürekli bir şeylerin listesini çıkarma isteği var içimde. Hatta kafamın içinde dönüp duruyorlar ama kağıda dökmüş değilim.

Mesela; 

Hayatımdan çıkarmak istediğim insanlar listesi,
Kurtulmak istediğim alışkanlıklar listesi,
Yemeyi bırakmam gereken gıdalar listesi,
2016'da yapmak istediklerim listesi,
2016'da izlemek istediğim filmler listesi,
Ve pek tabii, 2016'da okumak istediğim kitaplar listesi. 

Ne güzeller değil mi? Özellikle en başta yazdığım listeyi yapıp uygulamaya koymayı o kadar çok istiyorum ki.. Neyse, konumuz bu değil elbette. :)

Bu yıl şimdiye kadar 41 kitap okumuşum. 42. kitabı da okuyorum. 
Ve evde okumamı bekleyen 10 kitabım var. O kitaplar da şöyle;

1. Ahmet Arif - Leylim Leylim
2. Sabahattin Ali - İçimizdeki Şeytan
3. Ahmet Hamdi Tanpınar - Saatleri Ayarlama Enstitüsü
4. A.Ali Ural - Satranç Oynayan Derviş
5. Oğuz Atay - Tutunamayanlar
6. Cemil Meriç - Bu Ülke
7. Tezer Özlü - Eski Bahçe Eski Sevgi
8. Tezer Özlü - Yeryüzüne Dayanabilmek İçin
9. Didem Madak - Pulbiber Mahallesi
10. İskender Pala - Babil'de Ölüm İstanbul'da Aşk (yarım bekliyor)

Sözde yıl sonuna kadar hepsini bitireceğim ama şu an için imkansız gibi görünüyor. Çünkü Ekim ayında başarısızlıkla sonuçlanan SGS (yani; Mali Müşavirlik Staja Giriş Sınavı) sebebiyle, şimdi yeniden ders çalışmaya başladım. Ve bu maraton Şubat sonuna kadar böyle gidecek. Tabi bir de gözlerim var, çok yormamam gerekiyor. Bu yüzden kitap okuma işini ağırdan almalıyım. 

Ama bu benim kitaplarla ilgili hayal kurmamı engeller mi? 
Tabi kiiii, HAYIR! :)


Gözüm aç bir kere, okuyamazsam da benim olsunlar istiyorum. :P 
Hem instagramda herkes güzel güzel kitap paylaşımları yaparken, nasıl kıskanmam, nasıl benim olsun istemem! 

Tüyap kitap fuarı denen bir şey var mesela.. Daha mühimi internet kitapçılarındaki ucuzluk! Aman Allah'ım! Her yerde indirim ve ben elimdeki o 10 kitap bitmeden kitap almamak için kendime söz verdim. :(

Ama kendime başka bir söz daha verdim: Şubat 2016 daki sınavdan sonra kesenin ağzını açıp bu günlerin acısını çıkaracağım. :mutluben: 

İşte o sebeple şimdiden kendime alınacak kitaplar listesi yapmaya başladım. İlk sıraya pek tabii Selim İleri ve Nazan Bekiroğlu'nu koydum. 

Burda hemen bir dipnot düşeyim: Tüyap'a gidecek arkadaşlar hayrına benim için de Nazan Hanım'la iki çift laf edip, onunla tanışma mutluluğuna erişsin. :(

O kitap listesinde olan ve çok merak ettiklerimden bir kuple burda paylaşayım istedim. Buyrunuz:

1. Selim İleri - Cehennem Kraliçesi
2. Nazan Bekiroğlu - Mücella 
3. Yaprak Öz - Şeytan Disko
4. Frank Mccourt - Angela'nın Külleri
5. Anne Frank - Anne Frank Hatıra Defteri
6. Zülfü Livaneli - Leyla'nın Evi
7. Ayfer Tunç - Taş Kağıt Makas
8. Josh Malerman - Kafes
9. Ransom Riggs - Bayan Peregrine'in Tuhaf Çocukları

Bunlar kitap ismi olarak belirlediklerimdi. Ama ben kitap ismi olarak değil, daha çok yazar ismi olarak liste tutuyorum. :) 

2016 yılında okumaya devam etmek istediğim yazarlar;

1. Selim İleri
2. Nazan Bekiroğlu
3. Cahit Zarifoğlu
4. Oruç Aruoba
5. Barış Bıçakçı
6. Necip Fazıl Kısakürek
7. Franz Kafka
8. W. Shakespeare
9. Ayfer Tunç
10. Ayşe Kulin
11. Sibel Eraslan
12. Tezer Özlü
13. Mustafa Kutlu
14. Aslı Erdoğan
15. Haruki Murakami
16. Sabahattin Ali
17. Virginia Woolf
18. Tarık Tufan
19. Hasan Ali Topbaş
20. Albert Camus

Ve daha önce hiç okumadığım ama okumayı çok istediğim yazarlar;

1. Milan Kundera
2. Aliya İzzetbegoviç
3. Paulo Coelho
4. Anton Çehov
5. Victor Hugo
6. Trevanian
7. Paul Auster
8. Hande Altaylı
9. Dostoyevski
10. Dan Brown
11. Amin Maalouf
12. Tolstoy
13. İhsan Oktay Anar
14. Cengiz Aytmatov
15. İnci Aral
16. J.C. Grange
.
.
.

Ve listeler böyle uzaaarr gider.  
Nasılsa hayal kurmak bedava.. :)

Kalın sağlıcakla.