28 Ocak 2016 Perşembe

Parfümün Dansı / Alıntılar 1

* Bu gece dinlenirken içimde utanç ve korku var, diye düşündü kral. Üzerime bu şaşkınlık örtülü olduktan sonra, battaniyeye ne ihtiyacım var? sf.29

* Özür dilerim, belki o kır saç beni sarhoş ettiği için düşünemiyorum; ama benim içimde... daha fazla bir şey olma arzusu var. Sesiyle ölümün çıngırağını bastırabilen bir şey olmak istiyorum. sf.34

* Karşında gördüğün bu adam toplumun, ırkın, türün bir parçasıdır ama aynı zamanda da onlardan farklıdır. Bu düşünce seni çok şaşırtıyor, görüyorum. Ama Wren, kendi gözümdeki tüm değerimin pasif biçimde yok edilmesine razı olamam. Hayatta yaptıklarım azımsanacak şeyler değil. Ateş başı sohbetlerinde hatıra gelmeyecek, üzerinde konuşulmayacak şeyler değil. Ama bu benim özlemlerimi doyurmaya yetmiyor. Hayatım yalnızca toplumsal bir olgu değil, aynı zamanda bireysel bir serüven. sf.35

* Alobar "Sanırım ben bir şey arıyorum" diye itirafta bulundu. "Aradığım şey ne servet ne yeni topraklar, ne yeni kadınlar, ne de yeni onur kaynakları. Hatta uzun bir ömür bile değil. Benim aradığım şey asla var olmadı. Ne karada, ne de denizde." Onun aradığı şey, benzersiz bir tecrübenin sonunda benzersiz bir varlık olmaktı. sf.37

* Gülümseyerek uyudular. İşte şeytan denen varlık, horozlara sabahın beşinde ötmeyi, uyuyan çiftlerin yüzündeki gülümseme ifadesini silebilmek için öğretmiştir. sf.45

* "İnsanoğlu bitkilerden ve hayvanlardan uzaklaşıyor." dedi. "Yavaş yavaş onlarla olan bağını koparıyor. Günün birinde tekrar ilişki kurmak zorunda kalacak. Eğer evren yaşayacaksa, insanoğlu buna mecbur kalacak. Ama şimdilik, belki yeni yoluna koyulsa gerçekten de daha iyi olur." sf.53

* Kertenkele alt tarafı kertenkeledir, yılanbalığı yılanbalığıdır, diken de dikendir. Gerçi diken, kendi dikenliği içinde bütün haldedir, sınırları, bazı sersemlerin sandığı kadar sert değilse bile, yine de çok bellidir. Aelfric köylüleri de dikenler, kertenkeleler gibidir. Bir tek şey olarak doğar, bir tek şey olarak ölürler. Ama sen.. savaşçı olmuşsun, kral olmuşsun, self olmuşsun, üstelik görünüşe bakılırsa henüz yolun sonuna gelmiş de değilsin. Demek ki, yeni yönün sırrını öğrenmişsin. Kısacası: Bir insan, birçok şey olabilir. Belki de her şey olabilir. sf.53

* Geçmişte bitki ve hayvan yaşamıyla insan yaşamı arasında pek az fark vardı. Şimdi bazı insanlar kendilerini yalnız hayvan ve bitkilerden değil, öteki insanlardan bile ayırıyor. Romalılar, Hristiyanlıklarıyla ortaya çıkıp insanın birey olması fikrini geliştirdiler. Ama sen ne Romalısın ne de Hristiyan. Yine de onlar kadar aşkla yüklüsün. Demek ki bu durum ortalığa yayılmış artık. Romalılar bireyciliği teşvik ediyorlar, beri yandan da katı denetimler uyguluyorlar. Er geç birtakım adamlar türeyecek; eşsiz, olağanüstü ve tek başına olan bireyin yüceliğine inançları yüzünden kendilerini her türlü denetimden muaf edecekler. Özgürlükleri sayesinde, Roma'ya da, bundan sonra gelecek diğer Roma'lara da dert olacak. Sanıyorum sen o adamların ilklerinden birisin Alobar. sf.53-54

* İsa'nın dediğine göre insan aydınlığa ulaşabilmek için elindeki her şeyi tehlikeye atmalıymış. Tüm insanların arasında özellikle senin anlaman gereken bir şey var. İnsanın toplum tarafından kendisine sunulan o güven verici nimetleri reddetmek için çok cesur olması gerekir. Hele de yalnız kalmış ruhun bilinmez zevklerini araştırmak uğruna. Gerçi İsa'nın dans gibi, çiftleşme gibi konulara pek hevesi yoktu, doğru ve yanlış kavramlarını fazla ciddiye alıyordu, böylelikle kendini doğal dünyadan ayırıyordu; ayırıyordu ama, tüm kusurlarına rağmen, kendi çıkarları için ona sarılan siz insanlardan yine de çok daha üstündü." sf.60

* Ben ölümden korkmuyorum. Ona kızıyorum. Her şeyin sonunda ölmesi gerek herhalde. Ben de buna istisna değilim. Ama bana fikrim sorulsun istiyorum. Anlıyor musunuz ne demek istediğimi? Ölüm sabırsız ve düşüncesiz davranıyor. Siz bir işin orta yerindeyken odanıza dalıyor, girerken çizmelerini kapıdaki paspasa silme zahmetine bile katlanmıyor. sf.64

* Belki de cesaretin aslı da budalalıktır. Korku, tıpkı sevgi gibi, derinliğe, doğanın gölgelikli kuytularına doğru bir çağrıdır. Korku, kızgınlıktan çok daha ince bir duygudur. Kızmak, zihnin yarattığı bir acıdır. Ama korku vücudun bil bilgeliğidir. sf.64

* Öğleden sonra saatleri birbirini izlerken gölgelerimiz de uzar. Geceleri karanlıkta biz kendimiz de gölge oluruz. Bu bugün de, o zaman da hep öyleydi. Yalnızca eski günlerde insanlar bunun farkındaydı, hepsi bu. Eski günlerde dünya dindardı. İlgi doluydu. sf.89

* Alobar, "Su, taşa bir şeyler söyler durur." demişti. "Ama taş cevap vermez." (...) "Nereye götürüyorsun o çocuğu?" diye seslendi lama. "Buraya gel! Daha taşınacak çok taş var." Alobar, "Taşlar sabırlıdır" diye karşılık verdi. "Biliyorsun sanmıştım." sf.94

* Eğer insanda kendi kaderini kendi eline alacak o demir güç yoksa, o insan kaderini tanrıların eline bırakırsa, o zaman tanrılar zayıflığının cezası olarak böyle alay ederlerdi işte onunla. Kendi gemine kaptanlık edemiyorsan, hangi yanlış limana vardığına şaşırmamalısın. Budala ve miskin kimselere, merkezi sinir sistemlerini soğan gibi soyup cılızlatan serüvenler sunulurdu. (...) Kendi kaderini kendi tayin etmenin fiyatı hiçbir zaman ucuz değildir. Hele bazı durumlarda, düşünülemez bile. Ama insan harikuladeliğe ulaşmak için, düşünülemeyecek olanı düşünmek zorundadır. sf.99


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder