31 Mart 2016 Perşembe

Gilly Macmillan - Dokuz Gün

"Buruşmuş alınlar ve sorgulayan gözler 'Gerçekten mi? Emin misiniz? Nasıl olabilir?' diye soruyor. Verdiğim cevabı hiçbir zaman açıklamaya yeltenmiyorum. Duymaları gereken tek şey 'hayır' kelimesi. Uzun cevaplar vermiyorum, çünkü bu olaylardan sonra insanlara olan güvenimi kaybettim. Güvensizlik hissi bütün ilişkilerime cam kırıkları gibi yayılmış durumda; görünmüyor ama tamamını temizlediğimi sandığım zamanlarda bile batıyor, acıtıyor, can yakıyor..." sf.16-17


Yukarıdaki alıntıda yazılanlar sizce de çok içten değil mi? 

Kitap her anne babanın korkulu rüyası olan kayıp çocuk vakasını anlatıyor. Eşinden boşanmış ve bunun üstesinden gelmek için uğraşan Rachel Jenner, her zaman yaptıkları gibi sekiz yaşındaki oğlu Ben ile ormanda yürüyüşe çıkar. Ama bir anlık dikkatsizlik sonucu Ben ortadan kaybolur. Ben'in kayıp vakasıyla da dedektif Jim ilgilenmeye başlar. 

Kitapta olaylar bir anne Rachel, bir de dedektif Jim'in ağzından ilerliyor. Rachel medyanın ve insanların nasıl tepki verdiklerini, kendisini nasıl günah keçisi ilan ettiklerini anlatırken; olaydan etkilenerek görevden uzaklaştırılan Jim ise terapide doktora olayları anlatıyor -ya da anlatmaya çalışıyor diyelim. 

Aslında düşününce, kitapta olaydan çok psikolojik bir etki yaratılmaya çalışıyor. Daha çok karakterlerin duygularını hissetmemizi istiyor ve bize kocaman bir ders veriyor. 

Günümüzde çokça karşılaştığımız hatta çoğu zaman hepimizin o hataya düştüğümüz olmuştur eminim. Bu konuyla ilgili hemen bir örnek vermem gerekirse; Müge Anlı'nın programında işlenen bir kaç gündür tv ve sosyal medyada çokça konuşulan 10 yaşındaki Beratcan  cinayeti. Beratcan'ın yasak ilişki yaşadığı servis şoförü çocuğu öldürmüş ama suçu Beratcan'ın annesiyle işlediklerini söyleyerek kadını da zan altında bırakmış. Sosyal medyada kadına söylenmedik laf bırakılmadı, hatta evleri taşlanmış. Neye istinaden yapıldı bunlar? Katilin ifadesine göre. Peki bu ne kadar doğru? Kabul edelim, o katil ve çocuğun annesinden başka hiç kimse bunu bilemez. Ama doğruluğu kanıtlanmamış bu iddiaya istinaden sosyal medyada mevzu aldı başını gitti. Kimse benim başıma gelmez demesin. Kınadığımız şeyi yaşamadan ölmeyiz derler. Buna yürekten inanıyorum. 

Neyse, demem o ki; ben kitabı çok sevdim. Ama kitabın sonunda Jim'e ne olduğunu biraz havada kalmıştı. Yine de güzeldi. Çoğu kişi suçluyu tahmin edemediğini yazmış nette, ben kitabın ortalarına doğru şüphelenmeye başlamıştım ve suçlu da tam da o şüphelendiğim kişi çıktı. :) 

Kitabı okumanız için gönül rahatlığıyla önerebilirim. :)

Alıntılar:

"Neden Schadenfreude (Alm: Başkalarının acısıyla eğlenmek.) kelimesini karşılayacak İngilizce bir kelime türetmedik diye hep merak etmişimdir. Muhtemelen bunu hissettiğimizi itiraf etmekten utandığımız için türetmemişizdir. Sütten çıkma ak kaşıkmışız gibi davranmak bize daha kolay geliyor." saf.17

"Yalnızlığa on ayda ayak uydurabiliyorsunuz ama yaralarınızı sarmak çok daha uzun sürüyor." sf.28

"Ne cevap vermeliydim? Ona neyi, nasıl söyleyeceğime karar verme zorluğuyla karşı karşıyaydım. Güven böyle bir şeydir. Onu bir kere kaybederseniz insanlara karşı tavırlarınızı ayarlamaya başlar, araya siperler kazar, bilgilere süzgeç koyar, sadece bilmelerini istediğiniz kadarını iletirsiniz." sf.379

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder