13 Mart 2016 Pazar

Sabahattin Ali - İçimizdeki Şeytan

"Bana en yakın olanlar dahil olmak üzere, bu herkes dedikleri şey beni üzmekten, hayatımı manasız bir hale sokmaktan başka ne yaptı?" sf.109


Sabahattin Ali'nin bu kitabı uzun zamandır rafta okunmayı bekliyordu. Kürk Mantolu Madonna'yı çok sevmeme rağmen, Kuyucaklı Yusuf'u bir türlü okuyamamış, yarım bırakmak zorunda kalmıştım. O sebeple bu kitaba elim bir türlü gitmiyordu. Ama bir cesarettir geldi ve okudum. Korktuğum gibi de olmadı, kitap su gibi akıp gitti. 
Kitap İstanbul'da bir vapurda Nihat ve Ömer'in konuşmasıyla başlıyor. Ve ben daha dakika bir gol bir Nihat'tan nefret ediyorum. :) Sonra Ömer, vapurda hayatının aşkı Macide'yi görüyor. Ona aşık olduğunu söylemek için yanına gittiğinde ise yanında oturan kadının aslında bir akrabası olduğu, aşık olduğu kızın ise köylülerinin kızı olduğunu öğreniyor. Sonra da olaylar gelişiyor. Ve ben Ömer'den deli gibi nefret ede ede kitabı okuyup, bitiriyorum. :)

Kürk Mantolu Madonna'da Raif Efendi'den böyle nefret etmiştim. En son da Ayfer Tunç'un Aziz Bey Hadisesi kitabındaki Aziz Bey'den. Ve bu derece nefret ettiğim 3. kitap karakteri de İçimizdeki Şeytan'daki Ömer oldu. Onun gibi biri gerçek anlamda hayatımda olsa (ki öyle birini hayatıma asla almam) tahammül edemezdim herhalde, hatta bir kaşık suda boğabilirdim. Düşünün nasıl nefret etmişim Ömer'den. Ama bu sizi yanıltmasın. O nefret ettiklerimi o derece de sevdim. Ne yaman çelişki değil mi? :) Ama öyle. Yani bu kitabı da Kürk Mantolu Madonna ve Aziz Bey Hadisesi kitapları gibi çok sevdim. :) Kuyucaklı Yusuf'a da bir şans daha vereceğim çünkü onu da sevebileceğime neredeyse eminim. :)

Kitaptan alıntılar:

"Asıl sebep ve illetlere (nedenlere) varabilseniz göreceksiniz ki en zayıf tarafımız dışımızdadır. Gözümüzü kör eden yedi renktir, kulağımızı sağır eden sesler, ağzımızı paslandıran yediklerimiz, kalbimizi önce coşturup sonra durduran sonsuz koşmalarımızdır. Yüksek insan dışına değil, içine kıymet verendir." sf.51

"İnsan oturduğu odanın duvarlarından biri yok oluvermiş gibi bir noksanlık, bir çıplaklık duyuyor, bir gün evveline kadar kolumuz, bacağımız gibi pek tabii surette mevcut olan bir şeyin birdenbire hiç olmasına inanmak istemiyordu." sf.55

"Acaba kafamı bir çalı süpürgesiyle temizlemek mümkün müdür?" sf.88

"Kendimiz iyi olamıyoruz ve başkalarının iyiliğini küçük görmek için onlara reklamcı, hayır dua avcısı, hatta riyakâr diyoruz." sf.129

"Dünya kim? Benden başka dünya var mı? Herkesin bir tek dünyası vardır, o da kendisi... Üst tarafıyla alakadar olmaya bile değmez... Zeki olmak, kuvvetli kafa ve bilgi sahibi olmak neye yarıyor? Bizi istediğimiz saadete götüremedikten sonra... Zekamız olmasa daha iyiydi. Otlar, hayvanlar, bulutlar ve kayalar gibi yaşamak bana daha saadet verici, daha yorgunluksuz, daha manalı geliyor..." sf.147

"Hayat bir katakulliden ibarettir." sf.188

"İnsanların en zayıf tarafları, sormadan, araştırmadan, düşünmeden, kafalarını patlatmadan inanmak hususundaki hayret verici temayülleridir. Dünyadaki yalancı peygamberleri yetiştirmek ve beslemek için en iyi gübre, işte bu bilmeden inanmak için çırpınan kalabalıktır." sf.200

4 yorum:

  1. ben bu kitapta en çok Macide'yi sevdim. Mağdur olduğu için değil ama.
    "O en başından beri böyle biriydi. Şikayet etmeye hakkım yok ki" diye düşünmesi yarattı bende bu hayranlığı.
    bu cümleyi kaçımız kurabiliyoruz ki hayatımızdaki en sevdiklerimize?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aynı sebepten ben de Macide'yi sevdim. Kendisi de en başından beri neyse o olarak kaldı. Bedri karakteri de biraz daha anlatılmış olsa, onu da severdim gibime geliyor.

      Sil
  2. Hayatımda ilk kez Raif Efendi'den nefret eden birini görüyorum :D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :D çok var aslında sen denk gelmemişsin. :)

      Sil