30 Nisan 2016 Cumartesi

Meydan Okuma 19. Gün

En son aldığınız kıyafeti paylaşmamızı istiyor bugün meydan okuma. En son ne aldığımdan emin olamadım. Ama sanırım kendime Şubat ayı gibi bir bot almıştım. Depoya kaldırıldığı için fotosunu paylaşamıyorum. Olmaz böyle diye düşünerek ondan önce geçen yılın son yarısında aldığım tişörtü paylaşmaya karar verdim. Zira arada kıyafet almadım. Çünkü ihtiyacım olmadıkça kıyafet almayı sevmiyorum ve ona vereceğim parayla kitap almayı tercih ediyorum. 


Yalnız ben bu tişörtü ihtiyaçtan değil beğendiğim için aldım. Yine erkek reyonundan alınmış xl beden Yiğit Özgür çalışması olan bir tişört. Hemen belirteyim, normalde s beden oluyor ama ben rahat hissetmek adına m beden kullanıyorum. Ama tişörtler söz konusu olduğunda özellikle erkek reyonundan büyük beden almak benim için büyük bir zevk. :)) Kitaptan sonra bana hediye edilebilecek en güzel şey bu tişörtler bence. :)) 

Not: Telefondan post yazmak hiç güzel değilmiş. :(

29 Nisan 2016 Cuma

Meydan Okuma 18. Gün

Aklımı tutamadım, kafatasımdan uçtu uçtu~

Bugünün sorusu: "Katıldığınız ilk konser hangisiydi?"


2013 yılının Şubat ayında Samsun'da Bulutsuzluk Özlemi'nin mini konserine gitmiştim. Kuzenim bedava konser varmış hadi gidelim dedi, öyle gittik. Özel olarak seçmedik yani. Grubun performansı çok güzeldi ama konseri dinlemeye gelenler için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Belki de biraz gerilerde kaldığımız için öyle oldu, bilemiyorum. O yüzden iyi bir deneyim değildi benim için. Grubun da sadece iki şarkısını seviyorum zaten. Biri Sözlerimi Geri Alamam diğeri de Uçtu Uçtu şarkısı.

O geceden bir video buldum youtubeda, buyrun:
https://youtu.be/kpuEeQUBpVU

Konser kültürüm yok maalesef. Ama ölmeden önce mutlaka canlı olarak dinlemek istediğim sanatçılar da yok değil. Bruno Mars bunların başında geliyor mesela. Onun konserine gitmeyi çok ama çok istiyorum. İstanbul'a gelirse şayet şartları zorlayıp mutlaka gideceğim.

28 Nisan 2016 Perşembe

Meydan Okuma 16 ve 17. Gün


Meydan okumanın 16. sorusu el yazımı merak etmiş. Ne kadar da meraklı aynı ben. :) Üstteki fotoğraftaki benim el yazım. Tabi özenerek yazdığımda ortaya çıkan yazı oluyor o. Bir de ders çalışırken, not alırken falan olan var. Onun için de alttaki fotoğrafa (büyüterek) bakabilirsiniz.


Birbirlerinden ne kadar da alakasızlar öyle değil mi? :))

17. soruda ise "Burcunuz nedir? Sizinle uyumlu olan özellikleri nelerdir?" demiş. Çöpçatan gibi sorular soruyor bu meydan okuma. :)

24 Ağustos doğumlu olmam sebebiyle Başak burcu oluyorum ve kesinlikle burcumun kadınıyım. Başak burcu deyince insanlar şöyle bir geri duruyor. Bu burçtan nefret eden bir sürü insan tanıdım. Onlara hep şöyle demek istemişimdir: "BEN DE SİZİN BURÇLARINIZDAN NEFRET EDİYORUM!" Ne alıp veremediğiniz var benim burcumla arkadaşım. Mis gibi burç işte. Hayret bir şey! 

Başak kadını nasıl bir şey oluyor derseniz; meraklı ve detaycıdır. Her şeyi en ince ayrıntısına kadar araştırıp öğrenmeyi sever. Kişilik olarak nazik ve son derece hassastır. Çok gezmekten hoşlanmaz, ev hayatını sever. Başak kadınları zekidir ve sorunları kendi mantığına uygun olarak çözmek isterler. Alçakgönüllü, merhametli ve adaletlidir. Hayatlarının her alanında mükemmeli ararlar. Alıngandırlar ve ufacık bir şeyde kırılıp incinebilirler. Birine kırıldığında da kolay kolay affetmezler. Olumlu ya da olumsuz her şeyi biriktirirler ancak kin tutmazlar. Her zaman mesafelidir. Kimseye kolay kolay güvenmez. Sadık ve dürüsttür ve çevresindeki insanlardan da dürüst olmalarını bekler. Yalandan, sırlardan ve gizlilikten kısacası arkasından iş çevrilmesinden hoşlanmaz. Aşırılıktan hoşlanmaz. Sevdiklerini paylaşmak istemediği için kıskanır. Pratik, duyarlı, güvenilir ve her zaman karşılıksız yardıma hazırdır. 

Olumsuz açıdan düşünürsek; kolay sinirlenir, zor sakinleşir ve fazla mantık insanıdır. Çoğu zaman endişeli ve dalgındır. Aşırı tutucu, takıntılı ve zorluk çıkaran bir tiptir. Eleştiri yapmayı sever, kendisini de fazlasıyla eleştirir ama başkalarının kendisini eleştirmesine gelemez. Geleneklere fazla bağlıdır. 

Kaliteli ve iyi olan şeyleri sever. Modayla ilgilenmez, kendine yakışanı ve rahat hissettiği kıyafetleri giyer. Para hayatlarında ikinci plandadır ama maddi açıdan güçlü olmak isterler. :)) Tip olarak da tarife uyuyorum sanırım ama tarifi yazmaya üşendim. Bir ara direk fotoğraf paylaşırım belki. Burcum hakkında daha fazla detay vermek isterdim ama o zaman da yaz yaz bitmezdi. Merak edenler netten araştırabilirler. :P

Şimdi söyleyin bana, böyle bir insan sevilmez mi allasen? :P

26 Nisan 2016 Salı

Meydan Okuma 15. Gün

En sevdiğim mevsim/di sarı sonbahar.. 
Hemen şuraya bir Candan Erçetin yerleştirip nostalji yapalım.

https://youtu.be/pq_kJ9rK4Ws

Meydan okumanın 15. gününde en sevdiğimiz mevsimi ve neden sevdiğimizi söylememiz isteniyor.
Bu soruya her daim aynı cevabı veririm, SONBAHAR.

Yazı sıcak, kışı da soğuk olduğu için sevmem. İlkbaharı ise fazla cıvıl cıvıl olduğu için sonbahar kadar sevmem. Sonbahar ile bildiğin aşk yaşarım. Yazın bunaltıcı sıcaklığından sonra o hafif serinletici, nefes aldırıcı rüzgarı hediye gibidir benim için. Rengine de bayılırım. Sarının ve toprağın (kahverengi) her tonunu görmek mümkün, ne kadar güzel.. 

2014 yılının Ekim ayındaydı sanırım, yine sonbahar diyebiliriz, Ordu/Ünye'ye arkadaşımın yanına gitmiştim. (O ziyaretimle ilgili yazım Orda, bir köy var uzakta.. ) Ağaçların renklerine bayılmıştım. Sonbaharın her rengini o ağaçların dallarında görmek mümkündü. Daha önce benzer bir manzarayı Konya'da görmüştüm. Konya'da sevdiğim tek şey yine o sonbahardaki meyve ağaçlarının harika manzarasıydı. Ordu'da da Konya'da da manzaranın güzelliği karşısında şaşkınlık ve hayranlıktan fotoğraf çekmeyi unutmuştum. 10 gün sonra yine Ordu'ya arkadaşımın yanına gideceğim ama bu kez ilkbahara denk geldi. Manzara nasıl olacak merak ediyorum. Fotoğraf çekmeyi akıl edebilirsem, çekeceğim. :)


Sonbahar deyince aklıma (herkesin aklına da diyebiliriz bence) hemen bir film gelir. Autumn in New York yani New York'ta Sonbahar. Gerek manzaraları, gerek konusu ve oyuncularıyla, müzikleriyle nasıl harika bir filmdi.. Ahh ah..

25 Nisan 2016 Pazartesi

Meydan Okuma 12, 13 ve 14. Gün

Son bir kaç gündür içimden hiçbir şey gelmediği için meydan okuma şeysi de böyle yığıldı. Yine bile zoraki yazıyorum bu yazıyı. Hemen bir iki kelam yazıp gideceğim zaten, affola.

12. İlk arabanız neydi? Şu an kullandığınız araç nedir?

Tabanvay. :) Hiç arabam olmadı, olmasıyla ilgili de bir hevesim yok. Ehliyetim de yok zaten. Araç kullanma cesaretim de yok. Arabada ön koltuğa oturmayı çok sevdiğim de söylenemez zaten. Toplu taşıma kullanıyorum. İstanbul bu açıdan çok kolaylık sağlıyor. Babamın arabası var, ailecek bir yere gittiğimizde ona biniyorum. Onun dışında otobüs, metro, minibüs ve ayaklarımı kullanıyorum. Gerçi son yıllarda toplu taşıma özellikle İstanbul'da kalabalık yüzünden tam bir eziyete dönüşse de idare ediyoruz. :)

13. Favori şiiriniz ya da sizin için anlamı olan bir şiir var mı?

Didem Madak, Birhan Keskin ve Haydar Ergülen'in şiirlerini çok severim. Buraya bir sürü şiir ve alıntı paylaşabilirim. Ancak bu soruyu okuduğumda nedense, pek de bilinmeyen bir şiir geldi aklıma. 

" notasını duymak için dinledim şarkıyı.
Başlığını koyup bitirecektim şiiri.
Kitabın kapağına bakmak yetecekti, yetmedi.
Şelalenin dönüşü olmayan noktasındayım şimdi.
Bir dala tutunacak olsam, dal sensin.
Düşsem suyun derinliğine, derinliktesin."

Şiirin tamamı için tıklayın.

14. Özel bir yeteneğiniz var mı?

Özel yetenekten sayılır mı bilmiyorum ama öykü/hikaye yazabiliyorum. Önceden çok sık yazıyordum ama son bir kaç yıldır hiç yazmadım gerçi. Yine de var öyle bir yeteneğim. Başka da bilmiyorum.

Herkese iyi haftalar diler, kaçarım. :)

21 Nisan 2016 Perşembe

Meydan Okuma 10. ve 11. Gün

Öyle böyle meydan okumada 10. güne geldik. Günün sorusu şöyle: "Güçlü yönlerinizden bir kaçını paylaşır mısınız?" Ben de paylaşmayı çok isterdim ama bu sorunun cevabını bulamadım.Gönül isterdi ki, şuraya bir kaç tane güçlü yönümü yazayım, size anlatayım ama yok yani. Beni gerçekten tanıdığına inandığım şahıs bile bu soruya cevap veremedi. Varın halimi siz düşünün. :)


Gönül isterdi ki Prenses Mononoke gibi güçlü biri olayım ama belli ki hiç güçlü bir yanım yokmuş. Ne kadar da zayıfım. :) Sonra samimiyetine ve dürüstlüğüne (bu konuda abartıya kaçmayıp, dürüstçe cevap verilmeliydi) inandığım bir arkadaşıma sordum. "Ben buna cevap bulamadım, senin verebileceğin bir cevap var mı?" dedim. O da bana "Senin en güçlü yanın kesinlikle sabırlı olman." dedi. Ne kadar sabırlı olduğum tartışılır tabi ama o benim sabırlı biri olduğuma inanıyor. Onun beni bu şekilde görmesi bile güzel. :)

Öyle işte. Yarınki soru da zayıf yönlerle alakalıymış. Sanırım yarın koca bir destan yazabilirim.

Bu soruya cevap verememiş ve alamamış olmak canımı fazlasıyla sıktı. Kapanışı çok sevdiğim şu şarkıyla yapayım da daha çok içleneyim bari.

https://youtu.be/B8SVDn34vVQ

Buraya kısa bir 'edit' gireceğim. Az önce cevabı bulamadığımı söylediğimde birbirimize çok benzediğimizi düşündüğüm başka bir arkadaşımdan şöyle bir yanıt aldım:

"O zaman seni sana soranlara isminle cevap ver Can. Elif'im ben de. Dosdoğruyum, hep göğe bakarım, bu yüzden çok düşerim de. Beni böyle bilin de."

Bugünün ve yarının sorusunun yanıtını da benim yerime o vermiş oldu.
Kalın sağlıcakla.

20 Nisan 2016 Çarşamba

Meydan Okuma 9. Gün

Bugünün harika sorusu şöyle; Hangi konuda iyi olmak isterdiniz?

"Dinleyin. Duyabiliyor musunuz müziği? Ben her yerde duyabiliyorum. Rüzgarda, havada, ışıkta. Müzik her tarafta. Tek yapmanız gereken dinlemek."


Çocukluğumda ressam olmak gibi bir hayalim olsa da maalesef onu gerçekleştirmek pek mümkün olmadı. Ama şimdi düşünüyorum da.. Sanırım ben müzik dehası olmak isterdim. August Rush izleyenler "müzik dehası" olarak ne demek istediğimi eminim anlamışlardır. Şarkı söylemekten bahsetmiyorum, iyi bir sese sahip olmaktan da. Ben o her yerdeki müziği duyan o kulağa sahip olup, harika besteler yapabilmek isterdim.
Daha iyi anlaşılması adına şöyle bir örnek paylaşayım. Bahsettiğim müzik kulağı tam olarak şöyle bir şey:

https://youtu.be/9hrDNGmAigU

Çok mu şey istiyorum ama? 

Tamam o çok dediğinizi duyar gibiyim. Bari 24 saat açık olan bir kitapçı olsaydım. Raflarımda en nadide eserler olsaydı. Üstlerinde kıyısında köşesinde kıvrılıp yatan kediler olan bir kitap dükkanı ve içinde ben. Ahh ahh..

19 Nisan 2016 Salı

Meydan Okuma 8. Gün

Günün sorusu: Sizi gülümseten bir şeyleri bizimle paylaşır mısınız?
Tabii canım, neden olmasın? 

Öncelikle şunu gördüğümde kendimi görmüş kadar olduğumdan her seferinde beni gülümsetir. Hatta sırıtmama neden olur. 


Şapşal King Bob var bir de. KING BOOOB! :D

https://youtu.be/7booh4V0jaA

Sonracığımmaa Salior Moon var. Her halini ayrı sevdiğim, bendeki yeri asla değişmeyecek olan çocukluk kahramanım. 


Ağlarken bile komik olabilen kaç çizgi film karakteri var allasen. :D


Bir zamanların Burhan Altıntop'u var mesela. Canım sıkıldıkça açıp videoları izler gülerim. 

https://youtu.be/trtP3LUU5gM

Mutlaka başka şeyler de vardı ama meydan okuma şeysi için bu kadarı yeterli olur herhalde. :))

18 Nisan 2016 Pazartesi

Meydan Okuma 7. Gün

Günün sorusu "Yatarken ne giyersiniz?" Açıkçası sorudan işkillendim biraz. Bu meydan okuma şeysi çok gizli sorular sormaya başladı sanki. Kirli çamaşırları ortaya sermesinden korkuyorum. :P Niye soruyorsun arkadaşım demek gelmedi değil içimden. Ama dedim boşver, kirli çamaşırımız yok ki ortaya serilsin. :P 

Önceden uyurken pijama takımlarımı giymeyi çok severdim. Mutlaka takım olacak ama, onun altını çizelim. Altlı üstlü takımları da çok severim. Girdiğim mağazalarda şöyle bir göz atmadan geçmem hani. Ama ne var ki, son bir kaç yıldır bu takıntıdan kurtuldum. Şimdilerde rahat neyim varsa onu giyiyorum. Bu genelde altta eşofman üstte artık dışarda giymediğim eski bir tişört. Kışın uzun kollu oluyor bu. Yazın da büyük çoğunluğu erkek reyonundan alınmış bir kaç beden büyük kısa kollu tişört oluyor. Bayan reyonlarında o kocaman bol tişörtlerden bulmak çok zor ya da bana öylesi denk gelmiyor. 


Bu arada, ben güne yine şöyle uyandım. Bu hafta da öyle geçecek gibi. 


Umarım sizinki çok daha iyi başlamıştır.
O zaman patlatalım bir şarkı. Gülümseyelim, içimiz açılsın. 


https://youtu.be/09R8_2nJtjg

Bu arada; bu klibe de şarkıya da bayılırım. Nasıl güzeel nassııl!! 
Mutlu haftalar.

17 Nisan 2016 Pazar

Meydan Okuma 6. Gün

Evcil hayvan olarak ne beslemek isterdiniz?

Merhaba ben hayvanları seven ama onlara dokunamayan hayvan sever Elif.
Bir zamanlar dokunmak zorunda olmadığım evcil hayvanım olmuştu. Bi' dakika yaa, balık evcil hayvandan sayılıyor muydu? :D Neyse, sonuçta evde balık beslemişliğim var. Ama bana en fazla 15 gün kadar dayandılar. Biri beyaz diğeri turuncu olan iki balığım da bir hafta arayla vefat etmişti. Öldüklerini anlayınca nasıl üzülüp ağlamıştım.. Bir daha da eve balık sokmadım zaten. 

Balık dışında bir kedim olmasını çok isterdim. Ama ben diğer hayvanlara olduğu gibi kedilere de dokunamıyorum. Bir iki sene öncesine kadar yanlarından bile geçemeyecek kadar korkuyordum. Şimdilerde bu konuda biraz daha iyiyim. :)) 

Köydeki ev yapılıp tamamlanırsa inşallah, orada tavuk beslemeyi düşünüyorum. Önceden (çok eskiden) anneannemin evinde vardı bir sürü. İnanılmaz keyifli bir şey. Ev bittiğinde ilk işim evin bahçesine bir kaç civciv (balıktan sonra dokunabildiğim tek hayvan) salmak olacak. Sonra gelsin çil çil yumurtalar. :D

16 Nisan 2016 Cumartesi

Meydan Okuma 5. Gün

Meydan okumanın beşinci günündeyiz ve ben hâlâ bırakmadım. Hayret doğrusu. :P
Bugünün sorusu şöyle: Koleksiyonunu yaptığınız herhangi bir şey var mı?
İnanır mısınız, dünden beri bunu düşünüyorum. Ama koleksiyon diyebileceğim hiçbir şeyim yok sanırım. 

Ben küçükken (ilkokul-ortaokul civarında) kuzenimin Kinder Sürpriz Yumurtadan çıkan oyuncaklardan oluşan koleksiyonu vardı. Eski evlerinde çatı katındaki odalardan birinde içinde kocaman bir akvaryum vardı. Akvaryumda balık yerinde koleksiyonun ufak bir kısmını oluşturan oyuncaklar vardı. Sadece bu da değil, duvardaki raflarda, sehpanın ve çekmeceli konsolun üstünde falan her yerde bu sürpriz yumurtadan çıkan oyuncaklardan ve oyuncak askerlerden vardı. O odaya bayılırdım! Düşünsenize yüzlerce ufacık oyuncaklarla dolu bir oda.. Sonra oradan daha küçük bir eve taşınmak zorunda kaldılar, oyuncaklara ne olduğunu hatırlamıyorum. 

Yine ben küçükken abimin koleksiyon sayılacak bir sürü küçük arabası vardı. Şu üstteki resimdeki gibi, minicik arabalar. O zamanlar bu arabalar çok meşhurdu. Bu koleksiyondan kalan son bir iki tane yeğenime kadar geldi. Tabi o babası kadar iyi bakmadığı için oyuncaklarına onlar da yok olup gitti. :)

Abimin 2 numara olan 3,5 yaşındaki yeğenim de barbie bebek koleksiyonu yapıyor sanırım. Odasında barbie bebekten geçilmiyor, nereye gitse yanında en az 5 tane bebeği yanında getiriyor. Es keza oyuncakçının önünden geçersek yandık! Benim hiç böyle huyum yoktu. Kız halaya çeker derler oysa. :P

Şimdi son olarak bana gelirsek; bir ara izlediğim filmlerin sinema biletlerini biriktiriyordum ama son 1,5 yıldır yapmıyorum. Normalde okuduğum kitapları takas ediyorum ama benim için özel olan yazarların kitaplarını saklıyorum. Bu koleksiyondan sayılır mı? 
Bir de anı biriktiriyorum. İyi ya da kötü farketmiyor. Hepsini biriktiriyorum. Bence bu kesinlikle koleksiyondan sayılır. :)

Hemen bir edit gireyim şuraya: yaaa benim kupa koleksiyonum var! (nasıl mutluyum) :D

15 Nisan 2016 Cuma

Meydan Okuma 4. Gün

Günün sorusu: Kim veya ne olmadan yaşayamazsınız? Neden?


Her ne kadar "olmadan yaşayamam" dediğimiz bir şeylere sahip olsak da, tecrübelerime dayanarak şunu söyleyebilirim ki; yaşanıyor. Sadece nasıl yaşadığımız değişiklik gösteriyor. Huzurlu-huzursuz, mutlu-mutsuz gibi.. 
Ama olsa daha güzel olur dediğim şeyler var: 
Ailem, müzik, kitaplarım ve ihtiyaçlarımı karşılayacak kadar para.
Bu saydıklarım olmazsa olmazlarım değil. Dediğim gibi "olursa daha güzel olur". :)

Olmazsa da canımız sağ olsun. :)

https://youtu.be/e8UCYobjQKc


14 Nisan 2016 Perşembe

Tom Odell - Another Love

Bu da burda dursun..

https://youtu.be/VBlS-P51OLU

İskender Pala - Babil'de Ölüm İstanbul'da Aşk

"Ey sevgili! Hayli zamandır ben senim, sen de ben; biz iki bedende tek ruh, bir kabukta çifte bademiz, öyle iken sen ve ben diyerek arada ikilik çıkarmak aşkımıza yakışmaz!" sf.49


Öncelikle bu kitabın benim için çok özel olduğunu belirteyim. Çünkü benim hayatıma girmesi bile özel olması için yeterli. Tam tarihinden emin değilim ama kitap özel biri tarafından okumam için bana verildiğinde ya 2008 sonuydu ya da 2009 başı. Hayatımın en güzel ve aynı zamanda en çalkantılı dönemi olması sebebiyle kitabı okumak için çok fazla zaman ayıramıyordum. O zamanlar sanırım en fazla 50-100 sayfa falan okumuşumdur. Maalesef hayatımın tepetaklak olması ve kitabın bitmeden ellerimden kayıp gitmesi de yine o döneme denk düşüyor. Sanırım yaklaşık 1,5 yıl sonrasında bu kitapla ilgili anımı bilen biri bana kitabı hediye etmişti. Üzerine de şöyle bir not düşmüştü yanılmıyorsam: "Onun hâlâ içinde bir yerlerde olduğunu biliyorum. Hikayeyi tamamlamaya ne dersin?" Kitabın kapağını açmadan, ona dokunmadan günlerce kitaba baktım. Aylarca dokunmadan kitaplığımda bekledi. Kitabı değil ama kendi hikayemi tamamlamak istedim ama geç kaldığımı anladım. Ben de kitabı okumadan ikinci el kitap alan bir kitapçıya karşılıksız verdim. 2013 yılında bu kitabı satın aldım. Okumayı denedim. 70 sayfa okudum ve bıraktım. Okuyamama sebebim kesinlikle kitabın içeriği ile ilgili değildi. Tamamen duygusal. :) Sonra işte geçenlerde bu döngüyü kırmam gerektiğine inanıp kitabı yeniden elime aldım ve kaldığım yerden devam ettim. Bitirmem bir haftamı aldı. Bittikten sonra hissettiğim şeyi tanımlamam gerekirse: "İçimde bir parça hem eksilmiş hem tamamlanmış gibi."

Bu sebeple kitap hakkında tarafsız bir yorum yapamayacağım. Hatta iyiydi ya da kötüydü gibi yorum da yapamayacağım. Ama konusuna gelirsek şöyle kısaca bahsedeyim; 

Kitabın ana muhatabı Fuzuli'nin Leyla ile Mecnun isimli eseri. Size Osmanlı döneminde bu kitap etrafında yaşanan olayları anlatan da kitabın kendisi. Leyla'sını arayan Kays yani namıdiğer Mecnun. Aslında tarihi bir roman. Dediğim gibi Osmanlı döneminde geçiyor. Hikaye Babil'de, üzerinde şifrelerin olduğu bir hançerin Fuzuli'nin eline geçmesi ile başlıyor. Bu hançer uzay yazıtlarını ve hazinelerin saklı olduğu gizli bir kapıyı açıyor. Ölmeden önce hançeri Fuzuli'ye veren adam bu hançeri çok iyi koruması gerektiğini söylüyor. Fuzuli de hançer üzerindeki şifreleri kimse bulamasın diye Leyla ile Mecnun eserini yazarak şifreleri bu eserin içinde serpiştiriyor. Sonra da bu kitap Babil'den İstanbul'a Osmanlı Sarayı'na gönderiliyor. Şifrenin kitabın içinde olduğunu öğrenenler, kitabın peşine düşüyor ve kanlı bir kovalamaca başlıyor. Kitap elden ele dolaşıp, şifreler çözülmeye çalışılırken Kays da (kitap) olan biteni heyecanlı bir şekilde anlatıyor, bir yandan da henüz Efendisi Fuzuli'nin elinde Mecnun olmadan önce gördüğü Leyla'sını arıyor. 

Altını çizdiğim çok fazla satır var ama bu kez paylaşmayacağım. Yine de kapanışı şöyle yapayım:

"Ben, Amiroğullarından Mülevvah'ın, kaderi hazin yazılmış şehzadesi Mecnûn. Efendim Fuzûlî'nin kölesi; onun kitabında yaşıyorum. Ve sen, neredesin Leylâaa?!" sf.79

Meydan Okuma 3. Gün

Meydan okumanın 3. gününde sorumuz şöyle: cüzdanınızda neler var? 


Cevap: Para hariç her şey! :P
Şaka be şaka! Çok şükür, azdıracak kadar çok olmasa da aratacak kadar da parasız değiliz.:)

Para dışında neler olduğuna gelirsek.. Şöyle ki;

* Üzerinde ölü gibi göründüğüm fotoğrafımın olduğu nüfus cüzdanım.
* Yıllık işlem ücretini alacaklar diye aylardır para yatırmadığım hesabımın bankamatik kartı. (O yıllık ücretle ben bir sürü kitap alırım.)
* D&R, NT Kitap, Cinemaximum ve Teknosa kartlarım. 
* Şifrelerimi unutma gibi bir huyum olduğundan, üzerinde pin ve puk kodlarının olduğu telefon hattımın kartı. (Bu kartı sürekli kullanmaktan o kadar bıktım ki, hattıma asla unutmayacağım ve herkesin kolaylıkla çözebileceği çok basit bir şifre koydum. Yine de kartı ne olur ne olmaz diye cüzdanımda taşıyorum.)
* Canım İstanbul kartım. Aslında bu kartı çantamda ya da ceketimin montumun cebinde falan taşıyordum. Geçen yıl içi para dolu öğrenci pasomu kaybettiğimi anlayıp, metrobüs turnikesinin önünde zor anlar yaşayınca akıllandım. Ne olursa olsun cebime koymuyorum. Ya elimde ya cüzdanımda duruyor.
* Cüzdanımı açar açmaz görebileceğim yerde, 2013'te (doğum günüme bir hafta kala) yitirdiğim Canım babaannemin fotoğrafı. Ondan bana sevgisiyle birlikte kalan nadir şeyler biri. 
* Yeğenim Kerim Efe'nin gülümseyen güzel fotoğrafı.
* İhtiyaç halinde kullanılması için bir kaç vesikalık fotoğrafım.
* Kan grubumun olduğu bir kart. (Nüfus cüzdanıma ekletmeyi her seferinde unutuyorum. Üzerinde 26.10.2006 tarihi var. Bu benim kan rahatsızlığımın ilk ortaya çıktığı ve bana kan naklinin yapıldığı tarih oluyor. Neredeyse 10 yıl olmuş. Zaman ne kadar da çabuk geçiyor.)
* Sakar biri olduğum ve sürekli bir yerlerimi kestiğim için yara bandı. (Eksildikçe yerine yenisini koyuyorum.)
* Avukatımın, psikologumun, dişçimin, müdavimi olduğum özel bir kafenin kartvizitleri. 

Mübarek cüzdan değil de sanki acil durum çantası gibi! :D
Yazının başında "para hariç her şey" derken çok da yalan sayılmazmış değil mi? :D 

12 Nisan 2016 Salı

Meydan Okuma 2. Gün

Göbek adınız nedir? Sizin için önemini anlatabilir misiniz?


Merhaba, benim adım Elif göbek adım ise Lale

Yıllar yıllar önce bir 24 Ağustos sabahı ebe kadın koymuş göbek adımı. Neden o ismi koyduğunu bilmiyorum ama çocukken kimlikteki ve herkesin bilmesini istediğim ismim Elif değil Lale idi. Ama inatla kimse bana Lale diye hitap etmedi. Sadece birisi göbek adımı sorduğunda Lale diyordum ve orda unutulup gidiyordu. Bir süre sonra Elif isminin çok daha güzel olduğunu farkettim. Lale bir çiçekti ama Elif hakkını verebilen için çok değerli bir isimdi. Henüz hakkıyla taşıyamıyor olsam da ve Türkiye'de her yüz kişiden birinin adı Elif olsa da ben ismimi seviyorum. Kısacası göbek adımın benim için Lale gibi güzel bir çiçek ismi olmasından başka hiçbir önemi yok. :)

Bu arada, lalenin de en çok morunu severim. :)

Meydan Okuma 1. Gün

Bu sabah komşum Zihin'in blogunda bir meydan okuma yazısı okudum. Onu da Saçaklı davet etmiş. Normalde bu meydan okumalar Zihin'den gelirdi bu kez değişiklik olmuş. Sonunu getirebilir miyim bilmiyorum ama yine de katılmak istedim. :)

Listenin tamamı şurada! İlk günün sorusu ise şöyle:

Müzik listenizdeki ilk 10 şarkıyı paylaşın. Dinlerken nasıl hissediyorsunuz?

1. Israel Kamakawiwo'ole - Somewhere Over the Rainbow 
Güneşli ama aynı zamanda yağmurlu bir günde yürüyormuşum hissiyle her seferinde mutlu ediyor. Yüzümde aptal bir gülümsemeyle bembeyaz bulutların üstünde oturuyormuşum gibi. :) 

2. Lil Wayne ft Bruno Mars - Mirror
Bana geçmişimi, yıkıldığımda elini uzatıp kalkmama yardım etmek yerine sırtını dönüp giden dostlarımı ve bu hayatta kimseye güvenmemem gerektiğini hatırlatıp ilginç bir şekilde güçlü hissettiriyor. O yüzden listemden hiç çıkmaz.

3. Sami Yusuf - Wherever You Are
Büyük resmi görmek isteyip de kendime çekildiğimde dinlediğim ve beni iyi hissettiren bir şarkı. Sami Yusuf'un şimdiye kadar çıkmış en iyi şarkılarından biridir bana göre.

4. Zaz - Lâ Vie En Rose
Daha önce Edith Piaf'dan dinlemiş olsam da Zaz versiyonunu daha çok sevdim. Kesinlikle mutluluk sebebi. Sizde de dans etme isteği uyandırmıyor mu? :)

5. Priscilla Ahn - Fine On The Outside
When Marnie Was Here filminden geriye kalan en güzel şey bu şarkı bence. 

6. Teoman ft İrem Candar - Seninim Son Kez 
Benim için son zamanların en güzel düeti.

7. John Denver - Annie's Song
Efsane! Bir süredir de telefonumun zil sesi. :)

8. Eminem - Cinderella Man 
Benim listemde Eminem olmaması komik olurdu bence. Yapabildiğim tek spor olarak ip atlarken güzel oluyor. :) 

9. Yonca Evcimik - Vurula Vurula 
Telefonumdaki listede daha ne nostaljiler var bir bilseniz. :D Bu şarkıları dinlerken bağıra çağıra söylemek çok keyifli oluyor. :))

10. The Broken Circle Breakdown Bluegrass Band - If I Needed You  
Bu şarkı benim için unutulmazlardan biri olan The Broken Circle Breakdown Türkçe adıyla Kırık Çember filminin soundtracklerinden. Filmi izlerken hıçkırıklar içinde ağladığımı söylesem abartmış olmam sanırım. Ve bu şarkı da filmin diğer harika şarkılarından biri oluyor. Country müzik deyince şöyle bir duracaksın zaten. 

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Unutmadan bu şarkı listesini Zihin gibi ben de karışık çal yaparak yazdım. Bu nedenle birbirinden alakasız şeyler çıkmış olabilir. Şarkı listemi yadırgamayın. :)) 

10 Nisan 2016 Pazar

Muiiya?

Şu sıralar Six Flying Dragons isimli bir tarihi Kore dizisi izliyorum. 50 bölümlük dizinin en son 15. bölümünü izledim. Aslında başında 50 bölümlük diziyi izleyecek kadar vaktim yok diyerek sadece neymiş ne değilmiş diye bir iki bölümünü izleyip görmek istemiştim. Fikrim olsun gibilerinden. İlk bölümü ağzım açık kalarak izledim. Neden derseniz; öyle bir sahne vardı ki midem bulandı izlerken neredeyse kusacaktım. Dizinin o sahnesinde, yeni doğum yapmış kadınları zincirleyip zorla yeni doğan domuzları emzirtiyorlardı. Yani domuzları anne sütüyle büyütüp, sonra da o domuzların sözde lezzetli etlerini yiyorlardı. İğrençti!!! İlk bölümden sonra izlememe kararı aldım ancak devamında ne olup bittiğini merak edip bir kaç gün sonra ikinci bölümünü izledim. İlk bölümdeki o sahneler bir türlü aklımdan çıkmadığı için isteksiz izlediğimi söyleyebilirim. Ta ki ikinci bölümün sonundaki direniş sahnesine kadar. 

Söyledikleri şarkı ve sahne öyle içime işledi ki.. İlerleyen bölümlerde şarkının farklı versiyonları da çaldı, hepsi ayrı güzeldi. Bahsettiğim şarkı ve sahneden ufak bir kuple;

https://youtu.be/KmasA7N2BAc

Muiiya da bu şarkının adı oluyor. Muiiya "Nesi farklı?" "Farkı ne?" gibi bir anlama geliyormuş. Paylaştığım videodaki kısmın sözleri şöyle;

"Ayın altında dans, çiçeklerin manzarası..
Sevinçli türkü bu.
500 yıllık çabalar ve niyazlar.. 
Lâkin hepsi beyhude.
Babası bir kılıç darbesiyle yere serildi.
Çocuklar vergilerle koparılıp uzaklara savruldu.
Matemin sesi gamlı.
Nesi farklı olabilir?
Neden ağlayışın bu kadar kederli?
Yabani bir çiçeğin soluduğu toprak bulunamayacak nasıl olsa.
Meçhul kuş, neden ağlayışın bu kadar kederli?"

Tabi ben bu şarkıyı duyar duymaz aklıma Mocking Jay filminde Katniss'in söylediği Hanging Tree şarkısı geldi. O şarkı da bir direniş şarkısıydı malum. Çok severim ben böyle sahneleri ve de o sahnelerde çalan şarkıları. :)

https://youtu.be/r-Oi43EsQNU

Tarihi dizi izlemek isteyenlere diziyi gönül rahatlığıyla tavsiye edebilirim. Sanki iki adam karşılıklı satranç oynuyor ve biz de onu izliyormuşuz hissi veriyor. Stratejik hamleler havalarda uçuşuyor, bir sonraki hamlenin ne olacağını merak ederek kendini izlettiriyor dizi. 

5 Nisan 2016 Salı

Red 1-2


Frank Mosses emekli bir CIA ajanıdır ve sessiz sakin kendi halinde bir hayat yaşamaktan başka tek istediği, emeklilik işlemleri için sadece telefonda görüştüğü Sarah ile birlikte olmaktır. Ama işler umduğu gibi gitmez ve yüksek teçhizatlı bir grup bir gece onu öldürmek için evini basar. Sarah'ın da tehlikede olduğunu anlamasıyla eski ekibini toplayıp bu işi çözmeye çalışır. 
Devam filminde ise, Frank'ın ekibinden Marvin'in ölümüyle ilgili FBI Frank'ı sorgulamak ister. Ama asıl amaçları bir nükleer silahla ilgili bilgi almaktır. Ancak işler bu noktada da karışır ve Frank ekibiyle birlikte bu silahın peşinde dünyayı dolaşarak komik ve aksiyon dolu bir macera yaşarlar.

Tavsiye üzerine izlediğim bu iki filmlik seriye bayıldım! Komedi ve aksiyonun bir arada olduğu filmin (özellikle ilk film) bazı sahnelerinde kahkahalarla güldüm diyebilirim. İzlerken de zamanın nasıl geçtiğini anlamadım. Filmin kadrosu zaten on numara beş yıldız. :) İzlemeyenler varsa şiddetle (!) tavsiye ediyorum.

Yaprak Öz - Berlinli Apartmanı vs Şeytan Disko


Canım Damla, uzun zaman önce bu kitapları okurken ne kadar korktuğundan bahsetmişti twitterdan, instagramdan ve blogundan. Hatta o zamanlar dalga geçmiş bile olabilirim kendisiyle. :) Gel zaman git zaman, biraz alışılmışın dışına çıkıp farklı bir kitap okumak istediğimde de Canım Zahide'den kitaplarını ödünç aldım. 
İlk olarak Berlinli Apartmanı'nı okudum. Gece okuduğumdan olsa gerek, su içmek için mutfağa giderken bütün ışıkları yaktığımı söylesem ne dersiniz? Kitapların türü korku/gerilim. Normalde bu tür kitap okuyanlar için belki ürkütücü gelmeyecektir ama benim gibi hiç okumamış ya da çok nadir okuyanlardansanız, gece yatmadan önce Nas ve Felak okuyup bolca dua edip öyle uyuyabilirsiniz. :)

Berlinli Apartmanı kitabının konusu; cinayet kitapları çeviren Oya, Berlinli Apartmanı'na taşınır. Apartman günümüz sitelerinden çok uzak bir aile apartmanıdır. Oya da komşularıyla kısa zamanda sıkı fıkı olur. Ama zaman geçtikçe apartmanda tuhaf olaylara şahit olmaya başlar ve korkuyla birlikte neler olduğunu çözmeye çalışır. 

Şeytan Disko kitabının konusu ise; her şeye doymuş olan Deniz'e eskilerin tabiriyle arpası fazla gelmiş ve depresyona girmiştir. Bu evliliğinin de kötüye gitmesine neden olur. Bir psikiyatrla görüşmeye başlar ve rüya ile gerçek arasında tuhaf şeyler görmeye başlar. Gördüklerinin başka bir hayata ait olduğuna inanır ve reenkarnasyon fikrini saplantılı bir şekilde araştırmaya başlar. Bu araştırma sırasında bir medyumla tanışır ve sürekli rüya ile gerçek arasında gördüğü o kıza neler olduğunu öğrenmeye çalışır. 

Yaprak Öz gerçekten çok başarılı bir yazar. Ben her iki kitabı da sevdim. Bu tür kitaplara güzel bir giriş yaptım sanırım. Yazarın yeni kitabı da yakınlarda çıkacak. Onu da merakla bekliyoruz. :) Hala okumayanınız ya da tereddüt edeniniz varsa bence bir an önce okuyun.