21 Nisan 2017 Cuma

'Dünya bir yangın yeriydi..

..ve beni kimse kurtaramazdı.'

Bir şeyler karalama merakımdan burda değilim. Çok yorgunum zaten. Sadece az önce okuduğum kitapta geçen bir şarkı sözü yüzünden buradayım. 
Şarkıyı buraya bırakmak için yani. 

https://youtu.be/KBx1Q3DEyDY

Ben de Nazan Bekiroğlu gibi 'her şeyin battığı bir günde'  Rusya'da Marinski Yoksullar Hastanesi'ne giderken bindiğim taksinin radyosunda bu şarkıya denk gelmek isterdim. Ama ben bu şarkıya gözlerim kapanırken okuduğum kitapta denk geldim. 
Sanırım siz de şu an bu yazıda denk gelmiş oluyorsunuz. 

O zaman.. 

19 Nisan 2017 Çarşamba

Şimdilik..

''Hâlâ cahilin cesaretiyle, taşıyamayacağım kadar ağır yükleri sırtlanıp bir tepenin başına tırmanıyor. Sonra kendimi bütün yükümle birlikte yokuş aşağı bırakıyorum. Kaza bela, yara bere içinde kalıyorum sonra. Neye el atsam, neye kalkışsam yüzüme gözüme bulaştırıyorum.

Öğreneceğim çok şey kaldı geriye. Sözün özü hâlâ çok eksiğim. Tanısan, bu yanımdan tanıyacaksın. Bir de, şikayet etmemeyi öğrendim.

Bir çay fincanının dibinde kalan tortu, kullanım dışı kalmış ya da kapsama alanı daralmış bir telefon numarası kadar varım ancak. Şekeri eksik bir Erzurum türküsü, ilk kar'ı eksik bir sevinç kadarım. 
Ölenler çekip giderken kalan sağlar arasındayım şimdilik.'' 

https://youtu.be/rMlYzRnzvvo

2 Nisan 2017 Pazar

Çok yorgunum..

"Hayat ne kadar da ani ve beklenmedik gelişiyor." diye düşündüm dün akşam.. Vücuduma tutuşturulan kablolarla kalbime bakarlarken. 

Uzun zamandır beklediğim Reis Bey oyunundan çıkmış, benimle birlikte gelen arkadaşıma "Bu aralar kimseyi görmek istemiyorum, seni bile." dedikten bir kaç saat sonra soluğu hastanede aldığımda, hayat gözüme öylesine anlamsız göründü ki.. 

Hâlâ öyle. Ancak işin kötü yanı, anlamsız olduğunu bile bile yaşamaya devam ediyor olmamız. Çünkü buna mecburuz. 

https://youtu.be/yUsY9YrYQM0



29 Mart 2017 Çarşamba

Gözyaşlarımızı bitti mi sandın?

Hayatta iyi şeyler de olabiliyor dediğim, umudumun yeşerdiği zamanlarda yitirdim sevdiklerimi. 
Ve en dibe vurduğum zamanlarda karşılaştım kendimle. 
-
Ölümlerin en güzeliydi gördüğüm. 
Elimi tutuyordun bir kere..
Düşerken yanımda sen olduğun için minnettarım. 

https://youtu.be/kn-ljNksgSw

25 Mart 2017 Cumartesi

Seriyi tamamladım gibi..

Seri film gibi devam eden, bir yanıma denizi bir yanıma çölü alıp yürüdüğüm rüyaların dün gece sonuna geldiğimi sanıyorum. Eğer kanatlanıp uçmayacaksam tabi. 🙄 

Final olduğunu düşündüğüm finali merak edenler için; uçurumun kenarında son adımı attığım anda film koptu  ve ben uyandım. 

Eğer seriye devam edersem, ya uçarım ya da dibe çakılırım diye tahmin ediyorum. O zamana kadar siz sağ ben selamet. 

https://youtu.be/FeUC2CtunMM

22 Mart 2017 Çarşamba

Sabah ısırdığım çikolatayı..

akşam bitirebildiğim şu günlerde.. 

Gülsem mi ağlasam mı bilemediğim şeyler oluyor. Bilgisayarım donmayı bırakırsa anlatacağım.


* Öncelikle evde şenlik havasıyla darbe havasının birbirine karışmış haliyle geçen bir hayatımız var. Anneannemin aklı dengesinin bir gidip gelmesi trajikomik olaylar yaşamamıza neden oluyor. 8 aylık bekar hayatından sonra bu bana bazen cennetten cehenneme düşmüş hissi verse de bazen cidden çok komik oluyor. Mesela anneannemin beni ve babamı tanımayıp kendince tuhaf hikayeler uydurduğu zamanlar.. En son anneme beni gösterip "Bu oğlan çocuğu kim?" diye sordu mesela. Bazen karşısında oturduğum halde "Elif nerde? Niye gelmedi?" diyor mesela. Açıklamak ve inandırmak epey zamanımızı alıyor. 

* Her sabah "Bugün rengin dünden daha solgun." diyen bir iş arkadaşım var. Eli elime değince soğukluğum yüzünden elektrik çarpmış gibi elini geri çeken, sonra da ısınayım diye elleriyle ellerimi ovalayan bir iş arkadaşım daha var. Bana dokunduğu zaman irkilip çemkirdiğim bir başka iş arkadaşım var. Bu sonuncusu ellerinin temizliğine güvenmediğim için oluyor. Çünkü yemek öncesi ve sonrası ellerini yıkama zahmetine girmiyor. Bir de lavabodan çıkınca ellerini sadece suyla yıkadığını bildiğim bir başkası var ki.. Aman Yarabbı! Yakında bu yüzden çıldırabilirim. 

* Ellerimi ısıtan iş arkadaşım hamile. 8. ayında ve doğal olarak kocaman bir karnı var. Hayatımda hiç hamile bir kadının karnına dokunmadım. Çünkü bu bana çok tuhaf geliyordu. Geçenlerde sabah kahvaltı yaparken bebeğin hareket ettiğini hissettiği anda elimi alıp karnına koydu. Heyecanım komedi filmlerini aratmayan cinstendi. (Abartıyorsun diyenlere gözlerimi deviriyorum. Çünkü bu dünya için küçük benim için büyük bir mesele.) Ama gelin görün ki, benim elim değdiği anda bebek hareket etmeyi kesti. Ve bu bir kez değil, defalarca oldu. O bebek benim elimi hissettiği anda hareketi bırakıyor. Sanki o mucizeye tanıklık etmemi istemiyormuş gibi. :(

* Bu aralar rüyalarımda bir tarafıma çölü diğer tarafıma denizi alıp yürüyorum. Ya da bir tarafıma yıkılan evleri diğer tarafıma yine denizi alıp yürüyorum. Ama sadece yürüyorum, yolun sonuna varmaya çalışır gibi. Sonra da sabah ölü gibi uyanıyorum. Rüya yorumlayabilen birileri varsa hayrına bir yorumlasa ne güzel olur. 

* Saçlarımın son halini görür görmez bana Lamina ismini takan arkadaşıma da burdan selam olsun. (Evet, maalesef beslemelere benziyorum.) Not: Biliyorum okuyorsun. Hala bekliyorum.

* Başlattığım oyunun bu haftaki pusulasında daha önce izleyip çok etkilendiğiniz bir filmi yeniden izleyin demiştim. Etkilendiğim o kadar çok film var ki, hangisini izleyeceğime karar veremedim. Hala düşünme aşamasındayım. Bir de bana film önerseniz, ne güzel olur. Bu ara izleyecek film bulamıyorum.

* Ve son olarak, aslında bu yazı bir reklam yazısı olacaktı ama hazır gelmişken biraz yazayım dedim. Şimdi reklamlar:

24-26 Mart arası Harbiye'de Chocolate Show Turkey isimli bir çikolata festivali olacak. Etkinliği düzenleyen kişi daha önce beraber çalışma şansına eriştiğim bir büyüğüm. Organizasyonun hazırlık aşamasında çok yakın bir arkadaşım da bulunuyor. Beni de davet ettiler ancak hem işlerin yoğunluğu hem de dinlenmeye ihtiyacım olduğundan ben katılamayacağım. Giriş ücretli (30 TL) ancak detayları bildiğim için etkinliğin güzel olacağını söyleyebilirim. Festival programıyla ilgili detaylara ve biletlere bu linkten ulaşabilirsiniz. 

Arkadaşım hafta sonu beni çikolata ve şekerleme fotoğraflarıyla taciz edecek ve içten içe gitmediğim için pişman olacağım biliyorum ama ben bir sonraki hafta için pazar günü evde yatıp enerji depolamayı planlıyorum. Ama siz kaçırmayın bence. :)

* Bir de şunu yapmayı çok istiyorum. Domates yerine yumurta da olur.

https://www.youtube.com/watch?v=0pf5tNT0dto

Kapanışı yaparken; o başlıkla bu yazı ne alaka derseniz inanın ben de bilmiyorum. 

18 Mart 2017 Cumartesi

Marjan Farsad - Porteghale Man

Geçen hafta bahsettiğim oyunun ilk pusulası radyodan rastgele bir şarkı tutup, o şarkıyı bütün bir hafta günde en az bir kez dinleyip neler hissettirdiğini paylaşmaktı. 

Ben bu şarkıyı ilk pazartesi sabahı işe giderken spotify haftalık keşif listesinde dinledim. Hafif yağmur yağıyordu. Şemsiyemi çantamdan çıkarmaya bile zahmet etmedim. Canım bu aralar hep yağmurda ıslanmak istiyor. Sanki birinin gözyaşlarıymış gibi. Şarkı o kadar sevimli ve naif geldi ki, bir de yağmurda ıslanıyordum ya hanı. Sanki o an için yazılmış gibiydi. 

https://www.youtube.com/watch?v=3kjG744NVVc

Şarkının sözlerine de bakınca, bu düşüncem tamamlanmış oldu. 

"Buradaki varlığın hâlâ yağmur gibi; taze, serin ve huzurlu.
Şimdi seni sevmemek için ördüğüm duvarların arkasında bile.
Bahar dışarıda, bahçede kuş ötüyor
Bahçem soğuk, tek tek soldu çiçeklerim
Yağmur yağıyor.. Yağmur yağıyor..
Yağmur yağıyor.. Yağmur yağıyor.."

Sonraki akşamüstü eve dönüşümde dinledim.Yine yağmur yağıyordu ve ıslanıyordum. Arka sokaklardan birine girip yolumu uzattım. Eskiden babamın dükkanı benim okuluma yakındı. Ortaokula giderken, ona uğrar ordan da eve giderdim. O yol üstünde, işte o arka sokaklardan birinin köşesinde ufak bir fırın vardı. Hâlâ orada, sahipleri de hiç değişmedi. Sadece yaşlandı. O akşam ekmeği ordan almaya karar verdim. Kapıdan içeri girer girmez, "Hoş geldin kızım." diye karşıladı sahibi beni. O kadar güler yüzlüydü ki.. İnsan ister istemez gülümsemesine karşılık veriyor. (Bu arada şarkı hala kulağımda..) Hemen tanıdım onu, o da beni tanımış gibi daha bir dikkatli baktı yüzüme. Sonra ben utandım tabi. Ama hani konuşmasanız da sadece o bakışla bütün hayat hikayenizi anlatmış gibi hissedersiniz ya, öyle bir his. Ben iki ekmek istedim, o bana "Birini papatya ekmekten vereyim mi? Yeni çıktı, sıcacık." dedi. Çocukken en sevdiğim ekmekti papatya ekmek. Bana göre tam bir sanat eseriydi. Nerden bilmişti? Hayat gülümseten sırlarla dolu değil mi? Şarkı da o ana ne güzel gitmişti. :)

"Tatlı sevgilim, hayat iyi ve hoş
Kokusu tüm bu irili ufaklı keder ve neşelerden."

Yine bir akşam iş dönüşü.. Artık akşam ezanından önce henüz güneş yeni yeni batmak üzereyken dönüyorum eve. Hergün işe gitmek üzere üç yokuş ve biraz da merdiven çıkıyorum. Eve dönüşlerde de o merdivenlerden inip o üç yokuşu iniyorum. Hava yağmurlu değilse harika bir manzara beni bekliyor. Binaların arasından da olsa.. Eve dönüşte batıya doğru yürüdüğüm için güneşin batarken ki o turuncu kızılı manzarasına tanıklık ediyorum. Bu manzarayı tarif etmem zor. Sizin için fotoğraf çekmek isterdim ama bir süre önce fotoğraf çekmeye uğraşmaktan anı kaçırdığımı farkettim. O zaman beri böyle manzaraların fotoğrafını çekmektense tadını çıkarmaya bakıyorum. Siz de öyle yapın. Bırakın fotoğrafı gözleriniz çekip anılarınıza kaydetsin. İşte o manzarayı izlerken de bu şarkı çalıyordu kulağımda. 

"Ah zaman, ah zaman..
Senin bu atlıkarıncanı kim döndürüyor?"

Bir ay önce saçlarımı kısacık kestirdiğimden bahsetmiştim. Baş ağrılarıma faydası olur belki diye de kendimi ikna etmiştim. Önceki gece ağrıdan ölüyorum sandım. Kafama dokunamıyordum bile, gerisini siz düşünün. Bir arkadaşım teşhisi koydu: saç nezlesiymiş. Saç da nezle olabiliyormuş. :) Saç nezlesinin uykudan uyandırdığı nerde görülmüş?  Bugün bir arkadaşla konuşurken bana unuttuğum bir rahatsızlığımı hatırlattı. Bir insan kafasında yaşayan tümörünü nasıl unutabilir? Buna dakikalarca güldüm. Bana bir kötülüğü dokunmadığından olsa gerek diye dedim sonra kendi kendime, amaan belki de çoktan yok oldu gitti. Dün akşam eve gelirken onu düşünüyordum. Şarkı kulağımda çalmaya devam ederken.. "Rahatsızlığını unutacak kadar mı geçtin kendinden?" diye söylenirken birden kendimi şarkıya kaptırdım sanırım. Karşımda da güneşi batmak üzere olan kızıllığıyla görünce kendimi ılık rüzgara karşı bisiklet sürerken hayal ettim. Mutlu ve huzurlu.. Aklıma Amelie filmi geldi. Gülümsedim. 


"Tatlım, canım, hikayemiz hala bitmedi. 
Kim bilir bundan sonra kaderimizde ne var?"

Artık bu şarkıyı dinlerken o fırında bana gülümseyerek papatya ekmek veren amcayı hatırlayacağım, yağan yağmuru ve batmak üzere olan kızıl güneşi, ve tabi ki enginarların da bir kalbi olduğunu.. 
Bir de şu sıralar benim gibi huzuru bir türlü bulamayan birine her gün bir şeyler yazıp yazıp sonra da göndermeden sildiğimi.. 

~~

Bu haftanın pusulası da şöyle;

Daha önce (hatta yıllar önce) izleyip çok etkilendiğiniz bir filmi yeniden izleyin ve o zamanki hissettirdikleri ile şimdi hissettirdiklerini bizimle paylaşın. :)

Haftaya görüşmek dileğiyle. :)

11 Mart 2017 Cumartesi

Oyunun Kurallarını Açıklıyorum

Dün yazdığım yazıda bir oyun başlatacağımı yazmıştım. 
Bugün o oyundan bahsetmeye geldim. Çok bir şey yok aslında, 7 haftalık bir oyun olacak. Her hafta bir şey hakkında bir yazı paylaşmanızı isteyeceğim. Günlük şalanj olmasını istemedim, çünkü zorlayıcı oluyor. Ben kimseyi (aslında kendimi) zorlamadan bunun tadını çıkarmak istiyorum. 

Şimdi oyun şöyle olacak;

Her hafta yazdığım yazının sonunda bir pusula bırakacağım. Ve o pusulaya göre bir şey yapmanızı isteyeceğim. O haftanın sonunda ise o konu hakkında yazmanızı isteyeceğim. Bu kadar basit yani. :)




Bu haftanın pusulası: 

Dinlediğiniz radyodan kendiniz için rastgele bir şarkı tutun. Spotify, mp3 vs hangisinden dinliyorsanız farketmez ama siz seçmeyin. Rastgele olması ve sıradaki şarkının ne olacağını bilmemeniz gerekiyor. Bu şarkıyı her gün en az bir kere dinleyin. Her dinlediğinizde nerede ne yaptığınızı not alın. Ve şarkının size ne hissettirdiğini yazın. 

https://www.youtube.com/watch?v=I8aUHv0Newo


Haftaya görüşmek üzere. :)

10 Mart 2017 Cuma

Yağmurda Dans Eden Kuşlar

İki gece ateşler içinde yattım, sayıklayarak uyandım.
Günlerce kabuslar ve karabasanlarla uğraştım.
Sabahları hiçbir şey olmamış gibi uyanıp işe gittim.
Biraz kilo aldım, sonra zayıfladım.
Sonra da biraz toparladım.
Yine kalp kırdım, kırıldım.
Ağladım ve güldüm. 
Sustum, sustukça çoğaldı sesim.

Dün akşam iş çıkışı yağmura yakalandım.
Çantamdan şemsiyemi çıkardım, açtım.
Daha iki adım gitmiştim ki, şemsiyem rüzgardan ters döndü.
Ben de şemsiyeyi kapatıp, yağmurda ıslanmaya karar verdim.
Biraz ıslanmanın kimseye zararı yoktu, hatta faydası vardı.
Bu sayede gökyüzünde yağmur eşliğinde dans eden kuşları görebildim. 
Sonra bir anım aklıma geldi.
Üsküdar'da yağmurlu bir sonbahar sabahında, şemsiyesi olmayan adamla ilgili. 
Başımı kaldırıp hâlâ yağmurda dans eden kuşlara bir kez daha baktım.
Yağmur damlaları yüzüme vurdukça mutlu oldum.
Gülümsedim. 

Blogun kapanma sebebi, istemediğim insanlar tarafından deşifre olmasıydı.
Önceki gün bir mail aldım. 
Bir insanın yüreğine dokunmakla ilgili. 
İyi ya da kötü, bilmediğim bir yerlerde tanımadığım birilenin yüreğine dokunabildiğimi bilmek güzeldi.
Çünkü birileri de bu sayede benim yüreğime dokunabilmişti.
O zaman bloguma geri dönmeye karar verdim.

Bir iki güne kadar da blogda ufak bir oyun başlatacağım. 
Katılan olur mu bilmem.
O zamana kadar hoşça kalın. 

https://www.youtube.com/watch?v=B8Fvas_wdCc



3 Şubat 2017 Cuma

Son zamanlarda..

2017 yılının güzel olmasını o kadar yürekten istedim ki.. İstememeliymişim. 

İki hafta önce hiç istemediğim halde birinin sırrına ortak oldum. Ve o ufacık sırrın bir insanın yüreğine ne kadar ağır gelebileceğini tecrübeyle anlamış oldum. (Artık kendime ve size tavsiyem; bir sırrınız varsa kendinize saklayın.)

Buna ve öncesine bağlı gelişen; uykudan uyandıran baş ağrıları sebebiyle kitap okumakta da zorlanıyorum. Şu sıralar  elimde merak ettiğim halde bitiremediğim Betty Blue var. Dün akşam okuduğum bölümde öyle bir olay yaşandı ki, otur ağla. O derece. O kitap nasıl oldu da öyle bir bölüme geldi.. Bilmiyorum. 

Betty gibi benim de bütün hıncımı saçlarımdan çıkardığım şu günlerde, öyle bir bölüm okumak.. Neyse. (Kitap bittiğinde fırsat bulursam yazacağım.)


Bu arada, gönül isterdi ki Audrey Hepburn kadar güzel olayım ama ben daha çok Hülya Koçyiğit'in oynadığı beslemeye benzedim. Sağlık olsun. Hem zaten, uzun saçlar aşıklar içindir ne de olsa. Onu sevip okşayacak bir el olmalı ki, uzun olmasının bir anlamı olsun. 

2 Şubat 2017 Perşembe

#SonikHanım'lı Meydan Okuma (17.Gün)

2017'de olmasını çok istediğin bir şey:


Unutmak, her şeyi unutmak istiyorum.



https://www.youtube.com/watch?v=MTUsIRYeKIQ

1 Şubat 2017 Çarşamba

#SonikHanım'lı Meydan Okuma (16.Gün)

Kağıda bir şey çiz ve bize göster:


"Kederliydim, ama onlara 'Yorgunluktan..' diyordum."

(Küçük Prens)

31 Ocak 2017 Salı

#SonikHanım'lı Meydan Okuma (15.Gün)

15 yaşındaki birine vereceğin nasihat ne olurdu?


"Bu şeylerin hiç olmadığını söyleyen insanlar 17 yaşına geldiklerinde 16 yaşında olmanın ne demek olduğunu unutuyorlar. Bir gün bunların sadece hikaye olacağını ve fotoğraflarımızın sadece eski fotoğraflar olarak kalacağının farkındayım. Hepimiz bir gün birilerinin anne babası olacağız ama bunlar şu an hikaye değil gerçek oluyorlar. Buradayım ve ona bakıyorum. O kadar güzel ki. Görebiliyorum, çünkü bu artık yaşadığımın acıklı bir hikaye olmadığını anladığım o an. Ayağa kalkıyorsun ve binadaki ışıkları görüyorsun. Ve her şey içine hayranlıkla doluyor ve o yolda dünyadaki en çok sevdiğin insanlarla birlikte o şarkıyı dinliyorsun. İşte o anda yemin ederim ki; biz sonsuzuz." 

(Saksı Olmanın Faydaları)

Anın tadını çıkar!
 Acı çek, mutlu ol ve hisset!
Seni yarış atı yapmalarına izin verme!
Kalbinin sesini dinle!
Yüreğinin götürdüğü yere git!

30 Ocak 2017 Pazartesi

#SonikHanım'lı Meydan Okuma (14.Gün)

Keşke arkadaşım olsa dediğin ünlü kim?


Kafka ile tanışmam, yaklaşık 7-8 yıl önce Milena'ya Mektuplar kitabı ile olmuştu. O kitabı okuduğum ruh halini düşününce zamanlama olarak da doğruydu sanırım. Kafka ile hemen hemen aynı ruh halinde oluşumuz kitaptan ve daha da önemlisi Kafka'dan fazlasıyla etkilenmeme neden olmuştu. Sonrasında uzun süre Kafka okumadım. Ara ara Milena'ya Mektuplar kitabını açıp alelade bir sayfayı açıp okumuşluğum vardır. O ilk kitaptan 3-4 yıl kadar sonra Babaya Mektup kitabını okuduğumda Kafka bende yine aynı derin etkiyi bırakmıştı. Onun yıkımları, derin özlem ve sevgileri, hayalkırıklıkları.. Kısacası hissettiği bütün duyguları öyle içselleştirip kendimden bir parça olarak kabullendim ki, Kafka benden biri olup çıkmıştı. (Ya da ben ondan biri oldum, bilemiyorum.) Hayatını araştırdım. Nette hakkında yazılmış yazıları vs okudum. Ardından şu çok popüler olan Dönüşüm kitabını okudum. Ve dedim ki; keşke kimse Kafka'yı tanımasaydı, sadece ben tanısaydım. (Bu cümleyi bir kaç yazar için daha kurmuşluğum vardır: Selim İleri ve Nazan Bekiroğlu gibi.) 
Yakın zamanda Amerika kitabını okudum. Hala okumadığım kitapları var. 
Kafka'yı uzun aralarla okuyor oluşumun tek sebebi bitmesini istemememden kaynaklı. 

Selim İleri ve Nazan Bekiroğlu'nu çok seviyor olmama rağmen onlarla arkadaş olmak gibi bir arzum hiç olmadı. Ama söz konusu Kafka olduğunda, onunla gerçekten arkadaş olabilmeyi yürekten isterdim. Eğer hala yaşıyor olsaydı, (cevap alamayacak olsam bile) muhtelemen mektuplarımla onu tacız edebilirdim. :) 

2017 yılı için yıllık iznimde arkadaşımla Prag'a gitme planım vardı (tuhaf bir şekilde bu seyahat konusunda ailemi de ikna edebilmiştim) ama iş değişikliği sebebiyle yıllık iznim olmayacak. Bu yıl bunu gerçekleştiremeyeceğim ancak 2018 yılında olacak inşallah. Oraya gidip, Kafka'ya dair her yeri ve her şeyi görebilmeyi çok istiyorum. 

29 Ocak 2017 Pazar

#SonikHanım'lı Meydan Okuma (13.Gün)

10 yıl sonra nerede, nasıl yaşamak istiyorsun?


Up filmindeki Ellie ve Carl gibi mutluluğun resmini çizebilmiş olmayı diliyorum.


28 Ocak 2017 Cumartesi

#SonikHanım'lı Meydan Okuma (12.Gün)

Son 10 yılda hayatında ne değişti?


"Bağırdım sessizleştim.
Kalabalıktım tenhalaştım.
Asiydim biraz uzlaştım."

27 Ocak 2017 Cuma

#SonikHanım'lı Meydan Okuma (11.Gün)

"Neden her duygu geçer hasret kalır?" 
(Can Gürses / En Güzel Günlerini Demek Bensiz Yaşadın)
~

Dolabındaki en eski kıyafet:


Bu kırmızı çoraplarım. Yaklaşık 15 yıl önce babaannemin bana verdiği çoraplar. 
Bu çorapları babaannemin ayağında görmüş, çok sevmiştim. O da çıkarıp bana vermişti.
 Babaannemden bana kalan 2 eşyadan biri bu çoraplar.. 
(Diğeri de ölmeden önce bana verdiği alyansı.)
Çorapların o zamandan bu zamana hala sapasağlam olması da benim çoğu zaman eskimesin diye giymeye kıyamamış olmamdan kaynaklanıyor. 


26 Ocak 2017 Perşembe

#SonikHanım'lı Meydan Okuma (10.Gün)

Asla unutmak istemediğin anın:

5 Aralık 2012


Unutmak istemediğim harika anılarım var. En güzelleri yağmurlu günlere ait. 
Ancak ben mutluluktan değil acıdan beslenen tiplerdenim.
Ne kadar acı çekersem o kadar güçleniyorum.
Ne kadar dibe batarsam, o kadar ayağa kalkıyorum.

Bu nedenle yukarıda yazdığım tarihi hayatım boyunca unutmak istemiyorum.
Çünkü o tarih en dipte olduğum gün.
Tamamlanamayan intihar girişimim.
Bunu ajitasyon olsun diye anlatmıyorum, havalı da bulmuyorum.

O günü unutmak istemiyorum çünkü; 
o günü unutmazsam, dibe yaklaştığımı hissettiğim anlarda o günü hatırlarsam, bir daha hiç kimsenin ve hiçbir şeyin beni o kadar dibe batırmasına izin vermeyeceğimi biliyorum.

https://youtu.be/t4-6IpCbTjk

Ve biliyorum; eğer bir sonraki olursa, bu kez telefonum çalmayacak.

25 Ocak 2017 Çarşamba

#SonikHanım'lı Meydan Okuma (9.Gün)

Göç etmek zorunda kalsan yaşamak için seçeceğin ülke?


P.s. I Love You filmini izlediyip de İrlanda hayali kurmayan var mıdır? 
Yaşamak için olmasa bile gidip görmek istemişsinizdir mutlaka. 
İnsana sanki "Burası çok huzurlu, gelsene!" diyor gibi. 

P.s. I Love You demişken, en sevdiğim bölümden bir gif de ondan paylaşmazsam olmaz. :)



24 Ocak 2017 Salı

#SonikHanım'lı Meydan Okuma (8.Gün)

Bir dahaki hayatında kim olmak isterdin?

Hayatını okurken etkilendiğim çok önemli isimler var. Ama beni en çok etkileyenler Peygamber Efendimizin yanında yer alanlar. Beni derinden etkileyen bu kişilerin en başında Hz Ali geliyor. Sonrasında Peygamber Efendimizin kızı Fatma, ilk eşi Hatice.. Sonrasında Musab bin Umeyr, Bilali Habeşi... Bu liste böyle uzar gider. İşte ben de bu isimler gibi Peygamber Efendimizin çağrısına kulak veren ilk isimlerden biri olmak isterdim. Onun yanında yer alan biri. Hiç kimse olamasam, Peygamber Efendimizin hırkası, o olamasam devesi Kasva, o da olmazsam Hz Ali'nin kılıcı Zülfikâr olsam razıyım. 


Bir de Malcolm X var. Tüm o saydıklarımdan biri olamayacaksam, Malcolm X olayım. 
Okuduğum en müthiş, en mücadeleci, en güçlü adamdı.

23 Ocak 2017 Pazartesi

#SonikHanım'lı Meydan Okuma (7.Gün)

Eğer bir hayvan olsaydın hangisi olurdun?

Karga.


"Sevgili Dost,
Bu sabah kuş sesleriyle uyandım. Ne güzel değil mi? Hayır, güzel değil! Açık penceremden ok gibi dalıp yastığıma saplanan karga sesleriydi. Kuş sesleri dediğimde aklına asla karganın gelmediğini biliyorum. Bu karganın da bir kuş türü olduğunu bilmeyişinden değil, karganın türünün en önemli özelliği olan güzel bir ötüşten mahrum oluşu elbette. Yüzümü yıkarken acaba diyorum; acaba türümüzün en önemli özelliklerini taşıyor muyuz? Hareketlerimiz ve sözlerimi nerelere saplanıyor. Acaba 'insan' denince hatırlanıyor muyuz?"

Yıllar önce Ali Ural'ın Posta Kutusundaki Mızıka kitabındaki bu sözleri okuduğumda tuhaf bir merakla kargalar hakkında yazılar okumuştum. Kargaların bilinenin aksine zeki (hemen hemen bir insan zekasına sahipler) ve aynı zamanda duygusal hayvanlar olduğunu öğrendiğimde ise çok şaşırmıştım. Yakın zamanda da şöyle bir yazı okudum. Ve kargaların yas tuttuğunu öğrendim. Bunun gibi bir kaç yazı daha vardı okuduğum. Kargalara yapılan deneyler ve alınan sonuçlarla ilgili. Çok ilginç ve şaşırtıcı gelmişti.

Bir de ben bu kargaları renginden midir bilmiyorum, nasıl desem.. Acayip cool ve asil buluyorum. :)

22 Ocak 2017 Pazar

#SonikHanım'lı Meydan Okuma (6.Gün)

Hatırladığın en eski anını anlatır mısın?


Hangisini anlatsam bilemedim. 
Sokakta horoz tarafından saldırıya uğramamı mı? 
Yoksa köyde köpek  ve kaz tarafından kovalanmalarımı mı? :D

Hangisinin daha eski olduğunu anımsayamadım. Köpek diğerlerinden daha sonra olmuştu ama horoz ve kaz arasında kaldım. Neyse, horozu anlatayım ben. Çok uzun değil zaten. :)
Bizim buralar eskiden hep tarlayken.. :P Tarla değil ama evlerimizin yanları henüz dolmamıştı. Bahçelerimiz vardı. Binalar bu kadar yüksek değildi. Hatta tek katlı iki katlı müstakil evler falan vardı. Bahçede sebze meyve yetiştiriliyordu. Tavuk besleniyordu falan. 
(Evet, bunlar gerçekten vardı. 90'ların başından bahsediyorum. 5 yaşında falanım. *-)) 
Bir yaz sabahı sokakta oyun oynarken, komşunun horozu tüylerini kabartarak koşmaya başladı. Önce komşunun beyaz arabasının (arabanın modeli değil ama rengi aklımda) zıpladı ondan sonra da tuhaf sesler çıkartarak üzerime... (Horozların uçamadığını kim söylemişti?) O horozdan nasıl kurtulduğumu hatırlamıyorum. Ama benzeri bir hadise bir kez de köyde başıma gelmişti. :D 

O gün bugündür horozlardan acayip korkarım. :D

21 Ocak 2017 Cumartesi

#SonikHanım'lı Meydan Okuma (5.Gün)

5.Gün: Bazen ve her zaman özlediğin iki şey?

Her zaman özlediğim şey: Babaannem.

16 Ağustos 2013'te babaannemi yitirdiğimden beri, onu özlemediğim anmadığım bir günüm bile olmadı. Bazı geceler ve onu gördüğüm rüyalardan uyandığım bazı sabahlarda ağladığım oluyor.


Bazen özlediğim şey ise tek bir şey değil. Geçmiş. Daha doğrusu çocukluğum. Çünkü hayatım boyunca gerçekten güzel olduğuna inandığım tek geçmiş bu. 
Her zaman söylerim; her şey milenyuma kadar güzeldi. 
2000'li yıllar bize yaramadı.
~~
Gitmeden bu aralar takıldığım iki türküden birini buraya bırakayım.

Bu türküyü en çok Fahriye Evcen'den dinlemeyi sevdim.
Veda dizisinin bu sahnesi de nasıl hüzünlüydü.. :(

https://youtu.be/LGYLVR8YbOY

20 Ocak 2017 Cuma

#SonikHanım'lı Meydan Okuma (4.Gün)

4. Gün: Etrafındakiler hangi sorunun çözümü için sana gelirler?


Çevremdeki insanlar sorun çözmek için direk gelmezler. Genelde onlar sadece anlatır ve ben tavsiyede bulunurum. Ve çoğu zaman bu elle tutulur bir şey olmaz, kişisel ve psikolojik sorunlardır. Bir nevi dert ortaklığı diyebiliriz. Dinlerim. (En iyi yaptığım şeylerden biridir.) Ve sonu hep bir dua ile biter. "Bana dua et." diye gelen çok olur mesela. Ve bunu lafta bırakmam, gerçekten yürekten dua ederim. Seve seve yaparım.

Bir de hediye seçiminde zorlandıklarında bana gelen arkadaşlarım oluyor. 

Bunların dışında evdekiler teknik problemler için yardım ister. Mesela cep telefonunda ya da bilgisayarda anlamadıkları bir durum olduğunda ya da evde bir alet bozulduğunda falan. 

Çoğunlukla çalışma arkadaşlarımın iş konusunda başvurdukları kişi olabiliyorum. Harici olarak hukuk konusuna merakım olduğu için (iş alanıma da giriyor) bu konuda ara ara destek verdiğim arkadaşlar oluyor. Özellikle iş hukuku ile ilgili. *-) 

Son olarak; ikili ilişkiler konusunda danışılan kişi olabiliyorum. Her ne kadar terzi kendi söküğünü dikemese de.. 

Öyle işte.  

19 Ocak 2017 Perşembe

#SonikHanım'lı Meydan Okuma (3.Gün)


3. Gün: Hayatın bir kitap/film olsa türü ve adı ne olurdu?

Ben bugünün sorusuna cevabı çok daha önce (aylar aylar önce) bir şarkı sözünde bulmuştum. 

Birini daha önce şu yazımın başlığında kullanmıştım. Bugünün sorusunun yanıtı olarak da şunu kullanacağım: "Yorgun Atların Düşlediği Kent"


Türü ise melodram olurdu. 

18 Ocak 2017 Çarşamba

#SonikHanım'lı Meydan Okuma (2.Gün)

Dünkü soru ile ilgili bu sabah whatsapptan bir mesaj aldım. Dün ve bugünküyle birlikte buna cevap veren arkadaşlarım yaklaşık 8 yıllık arkadaşlarım ve benim hakkımda böylesi nokta atışı yapmaları beni mutlu ediyor. Beni tanıdıklarını anladıklarını bilmek gerçekten çok güzel. :)



Bugünün sorusu- Kalbini kazanmanın 5 yolu:

1- Küçük sürprizler: Sevdiğim bir çikolata, şekerlemeler, sürpriz yumurtadan çıkan oyuncalar, ansızın gelen güzel mesajlar, ufak notlar, kar küresi, eldiven ve çoraplar (çünkü ellerim ve ayaklarım asla ısınmaz ve ben bu hediyeleri çok severim), postadan gelen kitaplar, MEKTUPLAR, mailler, çizim yeteneği olmasa da gülümseten el emeği karikatürler vs vs.

2- Hatırlanmak: Benim için özel günler önemlidir.  Tanıdığım sevdiğim insanların doğum gününü, yeni iş gününü, hatta sevdiklerimin evlilik yıl dönümlerini falan kolay kolay unutmam ve kutlarım. Ancak ne hikmetse benim doğum günümü hatırlayanlar bile bir elimin parmaklarını geçmez.

3- Anlayış: Bu anlayışın içinde aslında duyarlı olmak da var. Bunu detaylı açıklayamayacağım ve bence siz ne demek istediğimi anladınız. 

4- Sabır: Ben çok sabırlı biri değilimdir ancak etrafımdaki insanların hemen hemen hepsi sabırlı insanlardır. Çünkü bazen cidden çekilmez biri oluyorum ve karşımdaki kişi de benim gibi sabırsızca işler içinden çıkılmaz bir hal alıyor. Hayatımda sabırlı insanların olmasını seviyorum. 

5- Samimiyet: Çıkarcı, kötü niyetli ve kafasının içinde binbir tilki dolanan tipler benden uzak Allah'a yakın olsun. Samimi olsun, canımı alsın. Ama çok da vıcık vıcık olmasın. 

17 Ocak 2017 Salı

#SonikHanım'lı Meydan Okuma (1.Gün)

2017 yılının ilk günlerinde yeğenim Kerim Efe'nin kalp hastası olduğunu öğrendik. Bundan mütevellit yılın ilk haftası Efe'nin gribinin geçmesini beklerken gizli saklı üzülüp ağlayarak geçti. O arada haberi alan annem de apar topar Samsun'dan geldi tabi. 5 aylık yalnızlığa 2 haftalık ara vermiş oldum. Yılın ikinci haftası ise Efe'nin gribinin geçmesiyle birlikte doktor doktor gezerek geçti. (Ben çalıştığım için yanlarında olamadım gerçi, sadece gelişmeleri takip edebildim.) Çok şükür bu hafta, doktorların vardığı ortak sonuç: şimdilik ameliyata gerek yok, düzenli olarak kontrollerinin yapılıp takip edilmesi yeterli. Bu sonuç içimizi bir nebze olsun rahatlattı tabi. 

İşte bu haberin mutluluğuyla şöyle bir bloga bakayım dedim, bir de ne göreyim bir çelınçtır almış başını gitmiş. 17 günlük çelınçın sahibi sevgili #SonikHanım :) 17 adet soru da şöyle: 



Bugünün sorusu: 5 sözcükle kendini anlat. 

Şimdi önce arkadaşlarıma sordum, tabi bir kısmından yanıt alamadım. Bana cevap veren tek kişi elbette ki Afazimdi. ♥ Üzerine yorum yapamam.. 


Arkadaşlarımdan yanıt beklerken, hemen karşı koltukta oturmuş bana bakan anneme sordum. Anlamam ben o işlerden deyip kaçamak bir cevap verdi. Biraz zorlayınca bakın sonuç nasıl oldu:

1- Huysuz
2- Deli
3- Geçimsiz
4- Kendi halinde (Hayatında kimseyi istemeyen, yalnız takılmayı sevenmiş. Açıklamasını kendi yaptı.)
5- Babaannesini çok seven. (Devamında gelen cümle şöyle; sanki hayatında ondan başka kimse olmamış, ondan başkasını sevmemişsin gibi.) 

Annem resmen beni özetledi. 

Şimdi bu yazıyı yazarken Ankara'dan Yasmin ablam da cevap verdi.

1- Kitap
2- Umut
3- Sevgi
4- Azim
5- Güçlü

Buna da yorum yapamayacağım. 

Ama ben kendimi 5 sözcükle tanımlayacak olsam, şöyle olurdu:

1- Korkak 
2- Güvenilmez (Verdiğim sözleri tutamadığım için.)
3- Kararsız
4- Karamsar
5- Şüpheci

İnsanın kendini 5 kelimeye sığdırması aslında ne kadar da kolaymış. :)